Esin ESEN PhD

Home » Posts tagged 'Rie Kudo'

Tag Archives: Rie Kudo

Japon Minyatürcü Rie Kudō’ya Üçüncülük Ödülü

以下の日本語版もご覧いただけます。
Eminim çalışmalarını gören herkes etkileniyordur. Yine de nedense minyatürlerine en sevinen benmişim gibi geliyor 🙂 Düşünsenize Heian Döneminin (1000 yıl önce) 12 kat kıyafetini giyen bir Japon güzeli ve geçmiş çağlardan yağız bir Türk delikanlısı aynı minyatürde! Eserine baktıkça aklımda onlarca şey canlandı… Merak ettim kendisine sordum. Ne hayal etmiş, ne anlatmış? Soruların cevaplarını bu yazıda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.
kudo-minyatur

Rie KUDŌ – Minyatür -Geleceğin Ustaları Üçüncülük Ödülü

Rie Kudō’yu Kotodama İstanbul’un ilk kitabının Japonca kapağındaki muhteşem minyatürleriyle tanıyoruz. Şimdi ondan güzel bir haber daha paylaşıyorum. Geleceğin Ustaları yarışmasında, yeni eseriyle üçüncülük ödülü kazandı. Eserinin ismi Kadir-i Mutlak. Beni çok etkiledi! Minyatürün bir yanında, bir Japon kadın var. 12hitoe adı verilen eski çağların Japon giysisini giymiş. Bu kıyafet 12 kat kimonoya işaret ediyor. Bu katların renk uyumu çok önemli. Giyilme sırası var. Mevsimlere göre renkleri de değişiyor. Yaklaşık 1000 yıl kadar önce Heian Döneminden itibaren soylu kadınların giydiği bir kıyafet. Minyatürün diğer tarafında ise geçmişten bir yağız Türk delikanlısı atıyla resmedilmiş.

Rie Kudō şöyle anlatmış yaptığı eseri: “500 yıl, 1000 yıl öncesini hayal etmeye çalıştım. O zamanlar Türkler de, Japonlar da, bu dünyada Türklerin Ülkesi, Japonların Ülkesi diye bir yer olduğunu bilmiyorlardı. Günün birinde karşılaşıp dost olacakları akıllarından bile geçmiyordu. Bu nedenle bu minyatürde, aynı resmin içindeler ama birbirlerini bilmiyorlar. Birbirlerini görmüyorlar (göz göze gelmiyorlar). Aralarındaki dere, zamanının akışını anlatıyor. Birbirlerini bilmeseler de bir gün mutlaka birbirlerine rastlamak için söz veriyorlar.  İçinde bulundukları doğa da Türkiye’nin ve Japonya’nın florası…”
İnsan geçmişi araştırdıkça, geçmiş zamanlar bugüne ulaşıyor sanki. Bu minyatür de öyle olmuş. Zamanı aşmış, bugüne, belki de onu yaratan sanatçının bugünündeki sevgiye ulaşmış.
*
‘言霊イスタンブール’日本語初版本の表紙を飾った細密画家、工藤理英から素敵なニュースが届きました。  先日行われた’Geleceğin Ustaları ’コンクールで、三等を受賞したのです。 作品名は’Kadir-i Mutlak’。  私が興味深く思ったのは、作品の片方に、一二単衣の日本人の女性が、もう片方に、白馬の古のトルコの若者が描かれていることです。  作者の談によると、「Kadir-i mutlak は、500年前、千年前を想像してみました。その頃は、トルコ人も日本人もこの世界にトルコなる国、日本なる国があるなど知らず、いつか出会って友好を築けるなど、思っても見なかったことだと思いました。ですから、あの絵は同じ絵の中にありながら、互いを知らないのです。(目を合わせていません。) 間を流れる川が、時間の流れを表します。 > それでも、いつの日か巡り合うことは約束されていた、必然であったと思うのです。取り巻く自然も、トルコの草木、日本の草花を意識したつもりです。」  人々は、過去を知る程、それが現在に繋がっているのであることを知る…この作品からは、作者のそのような想いが伝わってきます。

KÜLTÜREL ETKİLEŞİMLER: JAPONYA

kulturel etkilesimler

EDİTÖRLERDEN :Ali Volkan Erdemir – Esin Esen

Uzak iklimleri bir birine bağlayan, her biri kendi alanında söz sahibi akademisyenler ve sanatçılar bu dosyada bir araya geldi. Japonya’dan ve Türkiye’den sesler iki ülke arasındaki ‘naif romantizm’e bir selam gönderip, yerine bu coğrafyada pek bilinmeyen bir Japon imgesinden bahsetti. Bu imgede devasa bir kültür haritasından ayrıntılar var. Kadim zamanlardan, atom bombasına, her iki ülke arasındaki sanatın etkileşimine, etnik kültürlerden, kadim Japon kadınlarına, zenci bir samuraydan, haikuya kadar pek çok konu ele alındı.

Etsuko Shindō, Japon bir yazar. Yazısında çocuk kitaplarını yazmaya nasıl başladığını anlatıyor. Satırları bizleri, Japonya’daki çocuk kitapları satan kitapçılarda gezmeye davet ediyor.

Aynur Küçükyalçın, ilk Türk sumi-e (Japon mürekkep resmi) sanatçısı. Yazısı Japon algısına dair muhteşem ipuçları sunuyor. Japon resmini anlarken atmamız gereken ilk adımlara işaret ediyor.

Aydın Özbek’in yazısı, Türkiye’deki Japonya algısını kısa bir tarihsel süreç içinde ele aldıktan sonra, Japonya konusunda bugüne değin pek değinilmemiş ya da değinilmekten kaçınılmış Ainular – Japon yerlileri üzerine odaklanıyor.

Erdal Küçükyalçın, Yasuke adlı öyküsünde zenci bir samurayı konu ediyor. Japonya ve Mozambik… Binlerce yıldır aynı yerde duran Baobab ağacı Mlapa… ve zenci samuray Yasuke. Gerçek bilgiler üzerine kurgulanmış bu öykü, okuyucusuna bilinmeyen bir zamanın şiirselliğini sunuyor.

Filiz Yılmaz, bildiğimizi sandığımız bir dönemin bize yabancı bir yönünden Japonya’da atom bombası edebiyatından bahsediyor. Çok hüzünlü, bir o kadar da bilinmesi gereken şeyler onun satırlarından bize ulaşıyor.

Charles Trumbull, Güneybatı Amerika’nın doğasını o topraklara özgü haiku şiirleri aracılığıyla anlatıyor. Hiç tanımadığınız bir coğrafyayı, yetmişli yaşlarındaki şairin çocukluğuna, gençliğine dair anılarını on yedi hecelik şiire capcanlı sığdırışı, insanı haikunun sihrine inandırıyor.

Tsuyoshi Sugiyama ve Kajii Motojiro’nun “Limon” adlı öyküsü özenli ve anlaşılır bir Türkçeyle okuyucuya ulaştırıyor. Türkiye’de bilinen Japon edebiyatı Avrupa ve ABD’de popüler olan eserlerin çevirilerinden ibaret; bu noktada Sugiyama’nın Japoncadan çevirdiği öykü daha da önem kazanıyor.

Yusuf Eradam, şair, yazar, düşünür, fotoğraf sanatçısı, tiyatro eleştirmeni, çevirmen ve besteciliğinin beslediği haikularında, kendi deyişiyle ‘az olanda çoğu’ sanatsal bir biçemde, sadelikle ortaya koyuyor.

Esin Esen, kadim Japonya’dan kadın şairlerin sesini duymamızı sağlıyor, sözün ruhu bugüne geliyor.

Rie Kudō Caymaz Japon bir minyatürcü. Bir Japon olarak minyatür sanatına yaptığı yolculuğu anlatıyor. Bin üç yıl önce söylenmiş bir Japon şiirinin minyatürünü bizimle paylaşıyor.

Tolga Özşen, Türkiye’de genel olarak çalışkan, disiplinli, saygılı gibi yüksek değerlerle tanınan Japon insanının mutlulukla ilişkisini, tarihsel dönemler içinde toplumsal ve kültürel değişimler bağlamında inceliyor. Mutluluğun varsıllıkla mı, doğa ile derinleşen ilişkide mi, ya da farklı bir yöntemde mi elde edildiğini, elde edilip edilemeyeceği soruları da Japon toplumu üzerinden bizleri de merakla düşündüren sorular.

Ryō Miyashita, Japon Osmanlı uzmanı ve Orhan Pamuk kitaplarının çevirmeni. Bu iki özelliği, divan şiirini Japoncaya çevirmek üzerine kaleme aldığı yazısında bir araya geliyor. Kültürümüzün Japon kültürüne nasıl aktarılabileceği üzerine onunla birlikte akıl yürütmek okuyucu için de keyifli bir deneyim oluyor.

Ali Volkan Erdemir, Taneda Santōka’nın yaşamına kısaca değindikten sonra haikularını Japoncadan çevirirken yine Japonya’da ilk Nobel Edebiyat Ödülü alan (1968) Kawabata Yasunari’nin yaşamına kısaca dokunup onun üzerine yazdığı “Usul Yürek” adlı şiiri ilginize sunuyor.

JAPON BİR MİNYATÜRCÜ-日本人のミニアチュール家

Yaşam güzel sürprizlerle dolu…Gördüğünüz resim bir minyatür.. Ressamı bir Japon: Rie Kudō, Türkiye’de minyatür sanatı üzerine çalışmalar yapıyor. Resmin konusu Man’yōshū’dan bir şiir. Man’yōshū (8.yy) en eski Japonca kaynak. Benim tezimin konusu da bu antolojideki kadın şairlerdi. Düşünün Türk sanatını en eski Japon şiiriyle birleştiren bir Japon ve en eski Japon şiirlerini araştıran bir Türk…
Resme baktığımda bir yolculuk daveti gibi… Hadi olur desem uzak çağlara gideceğim. Resimde Nukata no Ōkimi adında bir saray şairi yer alıyor. Betimlenen şey şairin Güz Tercihi konulu şiiri (1:16). Şiirin hikayesi şöyle, İmparator güz ve baharın karşılaştırılmasını istiyor. Nukata da bu şiiri okuyor. Şiirin sonuna kadar sanki baharı seçecekmiş gibi anlatırken son anda “hazan tepelerini seçiyor” Sevgili Rie Hanım resmi açıkladığında sanatçının algısını takip etmenin keyfini yaşadım. Resimde şair arkası bahara dönük önünde hazan yaprakları, bu duruş tercihini anlatıyor.
Resim, Klasik Türk Sanatları sergisinde yer aldı.
Ressamından dinlemek harikaydı!

ミニアチュールというトルコ伝統芸術と日本人の画家、工藤・理英。この作品は万葉集の額田王の歌 (1:16)のミニアチュールです。何年掛かけて、万葉の研究を続けてきたトルコ人の私と、トルコの芸実に万葉を描く日本人!
彼女はミニアチュールと万葉集をこう述べています:
「ミニアチュールは、オスマン時代のスルタンの肖像や、行われた祭典など、ある意味<カメラがなかった時代の写真>であるようにも思います。同じように、写真はもちろん当時の絵さえほとんど残っていない万葉時代の風景を、万葉集の歌をモチーフに一つ一つ描きたいです。」

Rie Kudo-