Esin ESEN PhD

Home » Articles posted by esinesenphd

Author Archives: esinesenphd

Japonya’da Yeni Bir Dönem: Reiwa

© Esen, Esin, 2019, “Japonya’da Yeni Bir Dönem Başlıyor: Reiwa, esinesen.com A New Era in Japan: Reiwa] (19.04.2019’da yazıldı. 30.04.2019’da yayınlandı) (Yazının  tam metnine linkten ulaşabilirsiniz) Aşağıda özeti bulunuyor.

Japonya’da 1 Mayıs 2019’da yeni İmparator’un tahta çıkışıyla birlikte yeni bir hükümranlık dönemi başladı. Japonya’da bizim bildiğimiz tarihlendirme sistemiyle birlikte kullanılan bu dönemlere, özel bir isim veriliyor. Yeni hükümranlık dönemi Reiwa olarak adlandırıldı. Günümüzde, hükümranlık dönem isminin belirlenmesinde İmparator’un resmi olarak söz hakkı bulunmuyor, hükümet tarafından belirleniyor. Bir grup uzman tarafından kabineye sunulan öneriler arasından seçilen Reiwa ismi, Japon tarihinde ilk defa bir Çin Klasiğinden değil, Japonlarca oluşturulan bir eserden (Man'yōshū Şiir Antolojisi) seçildi. Ancak not olarak düşmeliyim ki, bu imlerin seçildiği metin, Japonca değil, Çince (kundoku) yazılmış ve Çin etkisinde oluşturmuş (Bu konuyu yazıda ele alıyorum). Reiwa ismine kaynak olan metnin içeriği ve Japon Başbakanı Abe’nin, yeni dönem ismini tanıtırken yaptığı konuşmayı temel alan pek çok kişi, bu dönem ismini siyasi görüşlerden uzak, doğa ve insan uyumu ile barış kavramlarına vurgu yapan bir seçim olarak yorumladı. Man'yōshū alanında çalışmalarını sürdüren biri olarak, metni ve yapılan konuşmaları analiz ederek, bu seçimin ilk bakışta okunan anlamının yanısıra, İmparatoru ön plana koyan, vatanseverlik duygularını vurgulayan bir seçim de olabileceği sonucunu çıkardım.

Japonya tarihinin önemli dönüşümlerinden birine tanıklık ediyoruz. Yeni İmparatorla birlikte yeni hükümranlık dönemi de başlıyor: Reiwa. Yeni dönem ismini tanıtırken yapılan açıklamada Reiwa adının Man’yōshū’dan seçildiği belirtildi. Man’yōshū Şiir Antolojisi, günümüze ulaşmış en eski Japonca kitap.

En heyecanlandığım, en şaşırdığım şey yeni dönem isminin kaynağı olan metne, benim bir yıl önce (Mart 2018) Japon şiiriyle ilgili hazırladığım bir video sunumda yer vermiş olmamdı. Yani, yeni dönem isminin açıklanmasından bir yıl önce bu metin Türkçe olarak İstanbul, Trabzon, Sivas ve Konya’daki çeşitli etkinliklerde benim çevirimle, benim sesimle yer almıştı. Man’yōshū’da yer alan 4500’den fazla Japonca şiir ve Çince notların sayısını düşündüğümüzde ne özel bir tesadüf bu. Sanki yüreklendirici bir hediye gibi, yıllardır sürdürdüğüm Man’yōshū çalışmalarıma.

Bir Man’yōshū araştırmacısı olarak günler süren okumalar ve araştırmalar yaptım, bu açıklama üzerine. Nasıl düşünülmüş, nasıl seçilmiş? Arkasındaki dünya görüşü neyi yansıtıyor? Çok keyifliydi tüm bunların peşinden gitmek. O kadar yoğun bir düşünme süreciydi ki yazmadan olmadı.

Japon kültürünü kadim çağlarından itibaren pek çok açıdan ele alan biri olarak söyleyebilirim ki, tıpkı eski Japon şiirlerinde, sözcük seçimleriyle, şiirin pek çok farklı anlamlarda okunmasını sağlayan; bir şeyi başka bir şeyle anlatmaya meyilli, bahçelerinin peyzajına bile bir dünya görüşü sığdırmayı sağlayan, o çok katmanlı, ince bir zekayı yansıtan Japon düşüncesi gibi, Reiwa isminin seçiminde pek çok anlam katmanı aramak gerek. Bu yazıda bu anlam katmanlarının peşinden gittim.

View this post on Instagram

Reiwa. Görselde reiwa imlerinin alındığı metnin Türkçe çevirisi yer alıyor. Metni Klasik Çinceden ben (Esin Esen) çevirdim. "Japonya’da 1 Mayıs 2019’da yeni İmparator’un tahta çıkışıyla birlikte yeni bir hükümranlık dönemi başladı. Yeni hükümranlık dönemi Reiwa olarak adlandırıldı. Günümüzde, hükümranlık dönem isminin belirlenmesinde İmparator’un resmi olarak söz hakkı bulunmuyor, hükümet tarafından belirleniyor. Bir grup uzman tarafından kabineye sunulan öneriler arasından seçilen Reiwa ismi, Japon tarihinde ilk defa bir Çin Klasiğinden değil, Japonlarca oluşturulan bir eserden (Man'yōshū Şiir Antolojisi) seçildi. Ancak not olarak düşmeliyim ki, bu imlerin seçildiği metin, Japonca değil, Çince (kundoku) yazılmış ve Çin etkisinde oluşturmuş (Bu konuyu yazıda ele alıyorum). Reiwa ismine kaynak olan metnin içeriği ve Japon Başbakanı Abe’nin, yeni dönem ismini tanıtırken yaptığı konuşmayı temel alan pek çok kişi, bu dönem ismini siyasi görüşlerden uzak, doğa ve insan uyumu ile barış kavramlarına vurgu yapan bir seçim olarak yorumladı. Man'yōshū alanında çalışmalarını sürdüren biri olarak, metni ve yapılan konuşmaları analiz ederek, bu seçimin ilk bakışta okunan anlamının yanısıra, İmparatoru ön plana koyan, vatanseverlik duygularını vurgulayan bir seçim de olabileceği sonucunu çıkardım." Yazımın tamamını esinesen.com ya da biodaki linkten okuyabilirsiniz. #reiwa #japan #japanese #turkishtranslation #Manyoshu #esinesenphd #japonya #japon

A post shared by Esin ESEN PhD (@esinesenphd) on

 

© Esen, Esin, 2019, “Japonya’da Yeni Bir Dönem Başlıyor: Reiwa, esinesen.com A New Era in Japan: Reiwa] (19.04.2019’da yazıldı. 30.04.2019’da yayınlandı) (Yazının  tam metnine linkten ulaşabilirsiniz) Yukarıda özeti bulunuyor.

© Dr. Esin ESEN . Japonolog.

(esinesen.com).  Japon kadın edebiyatı, Japon şiiri ,Japoncadan çeviri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. 90’lardan beri İspanyolca, İngilizce  Modern ve Klasik Japoncadan çeviriler yapıyor. Bu konuda üniversite düzeyinde dersler veriyor. Detayları ve sosyal medya adreslerini sayfasından görebilirsiniz

 

 

İspanyol Gazetesinde Doğu Ekspresi!

Bu sabah, İspanya’nın en popüler gazetelerinden El Pais’teki bir yazı üzerine düşünerek başladı. Kendi kültürlerinden uzak egzotik kültürler, son 30-40 yıldır İspanyolların ilgi alanında. Gezdikleri ülkelerden, okudukları kitaplara hatta kendi yazdıkları eserlere kadar bu yansımasını buluyor. 1990’larda yazılan, Kapalı Çarşı’daki bir halı satıcısıyla, İspanyol bir kadının aşk hikayesini anlatan, La Passion Turca [Türk Tutkusu] da bunlardan biriydi. Çok satan kitaplar arasında yerini almış, filmi yapılmıştı. Bir tesadüf eseri, kitabın yazarı Antonio Gala, romanın tanıtımını İstanbul’da yapmak üzere İspanyol gazetecilerle birlikte gelirken ben de aynı uçakta onlardan birkaç sıra arkada oturuyordum. Seyahat süresince herkesin elinde bu kitaplarla oturan görüntüsü hala aklımda. O genç ve idealist halimle bu kitaptaki klişelere içerleyişim de. Bu kitap sonrası İspanyollar, İstanbul’a ve Türkiye’ye büyük ilgi duymuş, o dönemde turizmde de etkisini göstermiş, egzotik hikayelerin peşinde buralara gelen çok kişi olmuştu. O zamanlarda turizmde çalışırken, hayallerindeki orientalizmden uzak ama yine de anlamadıkları bir gizem yaratan bir genç kız olarak karşılarına çıkmış olmamın yarattığı etkiyi şimdi daha iyi sezebiliyorum. Sokaklarda develer, peçeli kadınlar görmeyi bekleyerek gelenlerin haliyle eğlenir, dünyayı nasıl böyle algıladıklarına, ön yargılarına şaşardım. Şimdi bakınca tüm bu algı kalıplarının nasıl oluşmuş olduğunu da sezebiliyorum.

dogu ekspresi 5

Kapadokya’da İspanyol Turist Grubumla

 

Gazete haberine gelecek olursak şöyle başlıyor: “Hipster modası eski ve antik olanı yeniden gündeme getirir. Bu tren eski ve antika. Hani o karada uçaklarla yarışan yüksek hızlı olanlardan değil, bir köşede unutulmuş hatların, o upuzun menzilinde kare yüzlü lokomotifleriyle, inanılmaz bir yavaşlıkla ilerleyen trenlerden. […] Diğer yandan daha maddi bir deneyim sunuyor […] Doğu Ekspresi, başkent Ankara’dan […] Kars’a uzanan mütevazı bir hatta giden bu özellikte bir tren. 1300 kilometre boyunca İç ve Doğu Anadolu’yu kıvrıla kıvrıla aşan 26 saatlik bir yolculuk. Bu hat geçen yüzyılda yapılmış, 70’lerde modernize edilmiş. Şimdi ise Facebook, Youtube ve hepsinden de çok Instagram üzerinden bir ilgi patlaması yaşıyor. O kadar ki bilet bulmak imkansız. 14 yıldır bu işi yapan kondüktör Necati Bey, böyle bir şeyle hiç karşılaşmamış: ‘Eskiden neredeyse bomboş giden 4 vagonumuz vardı sadece. Şimdi her gün tamamen dolu 12 vagonla gidiyoruz.”

 

dogu-ekspresi,TspSIqG0HUOWwplO0Bb1Hw.jpg

Doğu Ekspresi: Fotoğraf ntv.com sitesinden alınmıştır

Andrés Morenza’nın bu yazısı böyle başlıyor ve İspanyol okuru meraklandıran, seyahate çıkmaya davet eden satırlarla devam ediyor. Trenden görünen manzaralardan, trenin içindeki insan manzaralarına, hazırlanan kahvaltılıklardan, gece yarısı eğlencelerine kadar detayla anlatıyor. Orhan Pamuk ve Kars satırlar arasında karşımıza çıkıyor. Yolculuğun sonunda gezilebilecek Ani ve buz tutmuş Çıldır Gölü ile sona eriyor yazı.

Yazıyı okuyunca, son birkaç yıldır İspanyol turizminin Türkiye’ye kapalı kapılarının aralandığını anladım. Gerçeğin değil, hayallerindeki Orientalizm’in peşinde, yola koyulacak ruhları düşündüm. Aslında seyahat de, film izlemek, roman okumak gibi değil mi? Daha fiziksel olarak deneyimlenen bir coğrafya ve zamanda, hayalindeki imgenin peşinden gitmek.

el pais kars

Not: Yazı El Pais, Mundo Global’de 1 Nisan 2018’de yayınlandı.

Link for the cited article/ Gazete haberi linki https://elpais.com/internacional/2018/04/01/mundo_global/1522603677_044505.html#comentarios

Trenin fotoğrafı şu linkten alınmıştır: https://www.ntv.com.tr/galeri/seyahat/dogu-ekspresi-kars-turizmine-canlilik-getirdi,2cmnbWJSxk6JtI0x-1xqHA

Algı, Çeviri “ Yerelleştirme [Localisation]” ve “Black Friday” :)

Localisation” ya da “language localisation” Türkçeye “yerelleştirme” olarak aktarılmış bir kavram, bir ürünün hedef kültüre uygun şekilde pazarlanmasında, çeviri ve dil olanaklarını kullanarak “yerelleştirilme”sine işaret ediyor. Bahsedilen ürün web sayfası, yazılım, oyun, uygulama ya da farklı bir ürün olabilir. Bu kavram, çeviribilimdeki Skopos ve Eylem Kuramlarıyla örtüşen yönleri olsa da “localisation” sadece ürün pazarlamasına odaklı.

Peki nasıl bir süreç “yerelleştirme”? Diyelim ki elinizdeki ürün dijital bir oyun. Türk pazarında satmak için “yerelleştirmeniz” istendi. Yapacağınız iş sadece Türkçeye aktarmak olmuyor bu noktada. Oyundaki kurgu, karakterler, isimler gibi pek çok öğeyi göz önünde bulundurarak Türk algısındaki karşılıklarını kontrol etmelisiniz. Hedef kültürde rencide edici olduğunu ya da hedef kültüre uymadığını düşündüğünüz bir şey varsa bunu değiştirmek, yeniden oluşturmak gerekiyor. Mesela oyunda İngilizce isimli karakterler var, kötü karakterin ismi de “Pasha”. Türkçe bir sözcüğün kötü karakter olması, hedef kültürde olumsuz olabilir. Yerelleştirme uzmanı, buradan yola çıkarak söz konusu sözcüğü “Kont” gibi bir ifadeye dönüştürebilir. Bu örnekler çok daha geniş kapsamlı da olabilir.

Gelelim “black friday” konusuna 🙂 Daha önce var mıydı bilmiyorum ama son iki gündür televizyon reklamları, cep telefonuma, mailime gelen mesajlar ve sosyal medya yoluyla ülkemizde de “black friday” satışları olduğunu öğrendim. Önce tuhaf geldi. Sonra izlemeye başladım. Gördüğüm büyük çaplı ekonomik getirisi olan bir ürünün yani “black friday” uygulamasının Türkiye’ye aktarılıyor olduğuydu. Sözcüğü “black friday” olarak İngilizce kullananlar çoğunluktaydı. “Efsane cuma” olarak başarılı bir “yerelleştirme” uygulaması yapmış ve sayfasında da benzer bir mantıkla konuyu “büyük indirimlerin yapıldığı” gün olarak açıklamış bir web satış sitesi konuya çok hakimdi. Birileri “kara cuma” olarak çevirme hatasında bulunmuş, sonrasında “bahsettiğimiz Müslümanların cuması değildi” diyerek özür dilemeleri gerekmişti.

Günümüzde “black friday”, Amerika’da Kasım ayında Şükran Gününden sonraki cuma günü, büyük indirimlerin yapıldığı gün. Buradaki “black” sözcüğü kâra geçmek anlamında kullanılıyormuş. Peki Şükran Günü neymiş diye merak ettim.Amerika’da ve Kanada’da kutlanan, hasat bereket bayramıymış. Hasatın bereketine şükrediliyormuş. Çoğunuzun bildiği gibi de, hindi (İngilizcesi Turkey) bu bayramın geleneksel yemeğiymiş. Kökenleri çok eskiye dayansa da 1941’de Amerikan ulusal bayramı olarak kabul edilmiş.

Bu noktada da,“black friday”ın nasıl ortaya çıktığını merak ettim. 1800’lerdeki bir ekonomik krizde ilk defa bu ifadenin kullanıldığı yazıyordu. Yine aynı dönemde Şükran Gününden sonra zenci kölelerin indirimle satılması nedeniyle böyle adlandırıldığı söylense de bunun doğru olmadığı belirtiliyordu. Bu ifadenin 1950’lerde Philadelphia’da ortaya çıkıp 1961’den itibaren o şekilde kullanılmaya başladığı bilgisine de ulaştım.[1]

Kökeni ne olursa olsun, ekonomik bir etkinlik olarak “black friday”ın ortaya çıkışı ancak 1985’lerden sonra oluyor. Aradan 32 yıl geçiyor. Türkiye’de “black friday” reklamları dönmeye başlıyor.  Merak edip araştırdığımda, kültürel bir bağlantısı olmayan Japonya[2] ve İspanya’da[3] da aynı tür reklamların olduğunu gördüm.

Yazıyı bitirirken aklımda Hititlerden Romalılara, Japonlara kadar tarihi süreç içinde inanışlar ve bayramlar, kültürden kültüre aktarılışları dönüp duruyor. Özetle, ekonomik bir ürün olarak “black friday”ın ülkemize girişine hep birlikte tanıklık ettiğimizi söyleyebilirim. Bunu kültürel kökenlerinden bağımsız şekilde yeni kültüre sunmak bir “localisation” örneği. Bir süre sonra gerçekten büyük indirimler sunulmaya başlanırsa benzer bir pazarın oluşması da imkansız değil. Aksan Hoca, Eliot’tan alıntılayarak “Bir ulusu başka uluslar gibi düşündürmek kolay olduğu halde, ona başka uluslar gibi hissetmeyi öğretmek olanaklı değildir” der. Küreselleşen dünyada farklı kültürel öğeler diğer kültürlere hızla karışırken, en önemli nokta olanı fark etmek, sorular sormak ve algımıza sahip çıkmak.

[1] http://www.history.com/news/whats-the-real-history-of-black-friday

[2] https://asia.nikkei.com/Business/Trends/Japanese-retailers-thankful-for-Black-Friday

[3] https://elpais.com/tag/viernes_negro/a

JAPONCA SÖZCÜKLERİN TÜRKÇEDE YAZILIŞINA DAİR

Bu yazıya atıf için: Esen, Esin, (2017), Japoncanın Türkçede Transkripsiyonu, esinesen.com. Pdf olarak indirmek için tıklayınız.

Japonca sözcüklerin yazılışı ile ilgili (transkripsiyon) pek çok soru geliyor bana. Neyin nasıl yazılması gerektiği, benim çalışmalarımda kullandığım tercihler ve daha pek çok konu. Bu sorulara elimden geldiğince, tek tek yanıt vermeye gayret ediyorum. Bir sabah iki saatimi böyle bir maile ayırınca 🙂 bu yazıyı yazmaya karar verdim. Daha önce yaptığım çalışmalar, hazırladığım raporlardan da yararlanarak, bana gelen tüm bu sorulara cevap niteliğinde bir metin hazırlamaya çalıştım. Yazıyı bu konuda kendi karşılaştığım zorluklar, getirdiğim çözüm önerileri ve yaptığım araştırmalar temelinde oluşturdum.

Özellikle Japonca dünyasının dışında olanlar için,  Japonca sözcüklerin Türkçede nasıl yazılması gerektiği biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Alanı tanımayanlar farklı transkripsiyon tercihlerini aynı metinde kullanabiliyorlar. Bu da, daha başlangıcında çalışmanın bütünlüğünü etkileyen bir faktör olabiliyor. Alan içinde olan bizler için de sorunlar mevcut. Kendi adıma, uzun yıllardır bu konu üzerinde sorular sorarak, bazı tercihler yapıp sonrasında bunları düzelterek ilerledim. Daha ilginci Japon tanıdıklarım için bile kafa karışıklığı olan durumlar olduğuna bizzat şahit oldum 🙂  . Bu yazı tüm bunların sonucu doğdu aslında.

Japonya’da, dünyada ve Türkiye’de, Japoncanın transkripsiyonu ile ilgili mevcut durumu uzun yıllardır inceliyorum. O kadar önemli ve bir o kadar da büyük bir konu ki, burada sadece temel başlıklarını aktarabiliyorum. Umarım sizlere yararlı olur. (Konuyla ilgili başka sorularınız olursa, bu yazıya eklemeye çalışacağım.)

JAPONCANIN TÜRKÇEDE TRANSKRİPSİYONU

  1.  Japonya'da Hangi Yöntem Kullanılıyor?
Japonların dört yazı sistemi var: a) Kanji idyogramları b) Eklerin yazılmasını da sağlayan hiragana hece sistemi c) Yabancı isimlerin, yansıma seslerinin yazılmasını sağlayan katakana hece sistemi d) Rōmaji adı verilen latin harfleri.

Japonlar bu dört yazı sistemini de ilkokul eğitiminde zorunlu olarak öğreniyor.

Japonya'da resmi olarak kullanılan iki ayrı rōmaji var: a) Hebon-shiki: Hepburn Yöntemi ve b) Kunrei-shiki: Kunrei Yöntemi

Her iki yöntemdeki farklılıkları metin sonundaki Ek.1'de bulabilirsiniz.

Hepburn yöntemi 19. yüzyılda öneriliyor. 1887'de Japonlar tarafından kabul ediliyor. Düzenlenmiş hali 1908'den itibaren standart latin harfleri olarak kabul edilerek Japonya'da resmi olarak kullanılmaya başlanıyor. Arada savaş yıllarında kesintiye uğrasa da, günümüze kadar en çok kullanılan yöntem. Japon Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Ticaret Bakanlığı, Arazi, Altyapı ve Ulaşım Bakanlığı, Japon Seyahat Bürosunun resmi olarak kullandığı yazım yöntemi. Bu nedenle Japon pasaportları, Japon yol işaretleri, ulaşım ile ilgili yazılarda bu yöntem kullanılıyor. Japonya’da 2000 yılında yürürlüğe giren bir kanunla Japon isimlerinin pasaportlarda Hepburn yöntemiyle[1] yazılmasına karar verilmiştir. Eski pasaportlardaki yazımlarda farklılık gözükmekte. Ayrıca bireylere, isimlerinin eski yazımlardaki gibi olmasını tercih etmeleri durumunda, tek bir seferliğine, tekrar değiştirmeme sözü vermek üzere eski yazımları kullanım hakkı verilmiştir. Japonya'da resmi makamlarda ve akademik dünyada kullanılan Hepburn yönteminde bütünlük görülmemektedir. Aynı ismin yazılışı Shindo, Shindou, Shindō olarak (eski yazımıyla ise Sindo, Sindoh) gibi şekillerde karşımıza çıkabilir. Uzun seslerin yazılışında aynı uzun o sesi için: o, ou, ō, aynı uzun u sesi için: u, ū, ū gibi farklı yazılışlarla karşılaşabiliyoruz. Trafik tabelalarına baktığımızda ise uzun seslere yer verilmediğini görüyoruz. Yine bütünlük göstermeyen başka sorunlar da mevcut.

Kunrei-shiki ise eğitim bakanlığı ve Milli Kütüphane'de resmi yöntem olarak kullanılıyor. Japonlar dördüncü sınıftan itibaren ilkokul ders müfredatlarında bu yazıyı öğreniyor ve kokugo [milli dil- bizdeki Türkçe dersleri gibi] eğitimlerinin bir parçası olarak biliyorlar. Uzun seslerin yazılışında bütünlük görülmüyor.

*Ayrıca "n" sesinin, n- m yazılışı gibi başka sorunlar da var. Burada ele almıyorum.
Örnekler için bkz. Ek 4. 
1.1. Japonya'da ve Dünyada Yayıncılıkta ve Akademik Çalışmalarda Kullanılan Yöntem

İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca, Türkçe dillerinde, Japonya da dahil olmak üzere çok sayıdaki ülkedeki akademik veri tabanları, google books, google scholar'a sayfalarında yapılan taramalar sonucu, genel eğilimin Hepburn kullanımı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle 2000 yılından sonraki çalışmalar transkripsiyon açısından genel olarak bütünlük göstermektedir. (Öncesinde büyük farklılıklar vardır.)

Japonca yayıncılıkta, eski kitaplarda farklı tercihler mevcutken, 2000 yılından sonra basılan kitapların künyelerinde Hepburn yönteminin daha çok tercih edildiği görülebilir. Japonya'daki veri tabanlarında ve yayıncılıkta uzun seslerin yazılmadığı veya farklı yazıldığı örnekler mevcuttur. (Örn: Shonagon, Shōnagon, Shounagon gibi).

Evrensel olarak ise özellikle 2000'lerden sonraki çalışmalarda Hepburn yönteminde Japonca uzun sesler için ō, ū şeklinde kullanıldığı, ayrıca doğru hecelemeyi sağlayacak kesme işaretlerinin tercih edildiği görülebilir.

Hepburn yazılışı için genel kabul gören biçimi Ek 2'de, uzun seslerin bilgisayarda nasıl yazılacağına dair bilgiyi Ek'3'de bulabilirsiniz. 
     
       2. Japoncanın Türkçede Transkripsiyonunda Mevcut Durum
Japoncanın transkripsiyonuna dair Türkçede henüz bir kural olmadığı ve kurum-kişilere göre farklı kullanımların olduğu görülmekte. Genel olarak iki eğilim mevcut. İkisinin bir arada kullanıldığı örnekler de var.
a) Hebon-shiki (Hepburn yöntemi): Tüm dünyada en yaygın olarak kullanılan evrensel yöntem. Türkiye'de Japonya alanında uzmanlaşmış kişilerin çoğu bu yöntemi evrenselliği, bilimsel çalışmalarda genel kabul edilen yöntem olması nedeniyle tercih etmekte. Yayın dünyasında da bu kullanımın yer aldığı görülüyor.

b) Türkçe okunuş: Kurum-kişilerin kişisel tercihleriyle oluşturdukları bir yöntem. Ancak standart bir biçimi yok. Aynı kişilerin farklı çalışmalarında, hatta aynı kitabın içinde aynı sesi ifade etmek için farklılık gösteren kullanımlar var. Özetle bütünlük göstermiyor, kuralları henüz oluşmamış. Japoncanın okunuşunu yansıtamadığı pek çok örnek mevcut. Yayıncılıkta daha çok karşılaşılıyor. Az sayıda akademik çalışmada yer aldığı da tespit edilebilir.
2.1 Japonca Sözcüklerin Türkçede Transkripsiyonunda Mevcut Sorunlar 
2.1.1 Türkçeye Japoncadan Girmiş Sözcüklere Dair Sorunlar

Türkçeye Japoncadan girmiş ve TDK sözlüğünde yer alan sözcükler var. Bunların transkripsiyonunda şu sorunlar görülmekte.

* samuray, geyşa, bonzai haiku sözcüklerindeki kalın işaretli, y ve i sesleri Japonca aynı sesin karşılığıdır. Yukarıda aktarılan Kunrei ve Hepburn yöntemlerinde i sesiyle ifade edilirler. Aynı ses ilk iki sözcükte y ile Türkçeye geçmişken, son iki sözcükte i olarak aktarılmıştır. Bu da, Japonca seslerin Türkçeye aktarılmasındaki tutarsızlığa işaret etmektedir.

* şinto gibi sözcüklerin orjinali uzun okunur. Yani şintoğ gibi.

* tsunami- Japonca tsu sesi Türkçede mevcut değildir. Okuyucu tusunami olarak söylemeye meyillidir.

* daimyo (TDK'da yer almıyor, kitaplar ve akademik çalışmalarda var): Bu sözcük Türkçe hecelemeye uygun olarak da-im- yo olarak Türkçe okunur. Ancak doğrusu dai- myō'dur. Day-m(i)yoğ okunur.

*suşi, , anime, origami: Bu sözcüklerin Türkçe okunuşu Japoncayla örtüşmektedir.

2.1.2 Türkiye'de Yayınevi Tercihleri ve Basılı Kitaplarda Görülen Sorunlar

* Basılı kitaplarda Hepburn ve Türkçe okunuşla transkripsiyon tercihleri görülmekte.

* Bazı yayınevleri, yayın politikası olarak, latin alfabesi kullanmayan dillerden yapılan çevirilerde Türkçe harflerden oluşan bir transkripsiyon yöntemi tercih ediyor. Ancak yukarıda da anlatıldığı gibi Japonya'nın resmi olarak kullanılan ve eğitim sisteminde yer alan dört yazı sisteminden biri. Bu nedenle bu bakış açısının gözden geçirilmesi önemli.

*Yine bazı yayınlarda transkripsiyon tercihinde bütünlük görülmeyen örnekler olduğu görülmekte ve aynı ses için farklı yazımlar aynı kitabın içinde bile tespit edilmekte.

* Japoncanın transkripsiyonunda en önemli konulardan biri olan uzun seslerin yazılmasında her iki yöntemde de farklılıklar görülebiliyor. Uzun sesin yansıtılmadığı pek çok örnek mevcut.

2.1.3 Türkiye'de Akademik Yayınlarda Görülen Sorunlar

Bu alanda büyük çoğunlukla Hepburn yöntemi kullanılması çalışmaların evrensel ve bütünlüklü olmasını sağlamakta. Diğer yandan bu yöntemin kullanılmadığı bir çeviri ya da başka bir yazıya "***" şeklinde yapılan atıflarda zorunlu olarak aynı metnin içinde iki yöntem bir arada yer alıyor.

2.1.4 Japonca Sözcükleri Türkçe Okunuşla Yazmadaki Sorunlar

* Bütünlük göstermiyor: Japonca sözcüklerin Türkçe okunuşuyla yazılmasında her kişi kurumun kullanabileceği tek bir yöntem mevcut değil. Bu nedenle kişi ve kurumlar kendi tercihleriyle, kendi yöntemlerini oluşturmuş görünüyorlar.

* Türkçe okunuşla yazıldığında, Japonca okunuşun yansıtılmadığı örnekler mevcut.

* Türkçe okunuşla yazıldığında, okuyucunun internet çağının olanaklarından yararlanması mümkün olamayabiliyor. Örneğin bir yer ismini, kültürel bir öğeyi internetten görsellerle aramasına olanak verecek bir yazım tercihi olmayabiliyor.

* Uzun sesler transkripsiyonda genellikle yer almıyor. Kimi örneklerde ise uzun sesler hepburn yöntemi+Türkçe okunuşla bulunuyor

*Japonca ai / ei sesleri yukarıda belirtildiği gibi y veya i sesleriyle aktarıldığı örnekler mevcut. Bütünlük göstermemekte.

*Kimi sözcükler Türkçe heceleme sistemine göre okunduğunda olması gerektiğinden tamamen farklı okunmakta. Örnek Cuniçiro (Tanizaki'nin ilk ismi): Japonca bilmeyen Türkler arasında yaptığım küçük bir ankette bu sözcüğü şu şekilde hecelediler: cu-ni-çi-ro. Yazarın ismi şu şekildedir. Jun'ichirō ve Türkçe şöyle okunur (cun-i-çi-roğ).

2.1.5 Japonca Sözcükleri Türkçede Hepburn Yöntemiyle Yazmadaki Sorunlar

*Türkçede mevcut olmayan yazım şekilleri olması: sh, ch, ō, ū gibi.

* Japoncada uzun o olarak okunan ancak farklı yazılan oo, ou farkını yansıtmaması.

*I-i'nin, i sesini ifade etmesine karşın Türkçede ı-i sesinin farklı olması ve büyük I'nın ı sesi olarak okunma eğilimi.
  1. Japoncanın Türkçede Transkripsiyonunda Mevcut Sorunların Sebeplerine ve Çözümlerine Dair Düşünceler 
Tüm bu sorunları bir bir çözmeye çalışıp, araştırıp incelerken mevcut sorunların sebeplerine dair düşünceler geliştirme fırsatım da oldu.

Konunun kaynağında Japonya'daki tercihlerin olduğunu keşfetmek şaşırtıcıydı. Kendileri için ayrı, yabancılara yönelik ayrı rōmaji kullanmaları aslında bu konudaki bakış açılarını da yansıtıyor. Ayrıca uzun seslerin Japonların kullandığı transkripsiyonlarda yer almaması ya da farklı şekiller kullanılmaması en büyük sorunu oluşturuyor. Japonlar uzun sesler olmasa sözcükten okunuşu çıkarabiliyorlar. Ancak yabancı birinin bunu yapması olası değil. Bu konuyu Japon dil kurumların çözümlemesi gerekiyor. Japonya içinde ve dışında kullanılabilecek, uzun sesler ve hecelemenin de yansıtıldığı bütünlüklü tek bir yöntem oluşturması, bu alandaki pek çok sorunu en başından çözümleyecektir.

Türkiye içinse mevcut durumun şundan kaynaklandığını düşünüyorum. a) Japonoloji çalışmalarının 1986 gibi görece yakın tarihte başlaması, alandaki birikimin yeni yeni oluşması büyük bir etmen. b) Japoncadan Türkçeye yapılan çevirilerin 2004 yılına kadar ikinci bir dil üzerinden yapılması, Japoncadan doğrudan çevirilerin bu yıldan sonra yapılmaya başlamış olması bir diğer etmen. c) Japoncadan çeviri yapanların ilk yıllarda uzak bir kültürü Türkçeye aktarırken en azından okunuş olarak okuyucuya yakın olma çabasından doğduğunu tahmin ettiğim (öyle mi bilmiyorum) Türkçe okunuşla yazma tercihi de bu soruna yeni bir açı katan bir diğer etmen. d) Bence en önemli konu ise son 10-15 yıl içinde internetin hayatımızda aldığı yerin özellikle kitap basımında göz ardı ediliyor olması. Artık okuyucunun merak ettiği bir şeyin görseline, ister vapurda olsun, ister ofisinde, saniyeler içinde ulaşma olasılığı var. Yani yayıncılığa dair pek çok tercih gibi bunun da Japoncanın transkripsiyonunda birincil olarak göz önünde bulundurulması gerektiğine inanıyorum.

Diğer yandan Türkiye'deki Japonoloji dünyasında bu konu üzerine çalışmalar yapılıyor. Bu bilimsel çalışmaların, en azından Türkiye'de Japoncanın transkripsiyonunun bütünlüklü hale gelmesinde yol gösterici olacağına inanıyorum.
  1. Benim Uyguladığım Tercihler ve Sebepleri
Tez çalışmamı bilişsel poetika kuramıyla oluşturdum. Okuyucunun edebi metni nasıl takip edip algıladığı üzerine çalıştım. Çözümlemeye çalıştığım sorunlara bu bakış açısıyla cevap bulmak büyük destek oldu. Yani okuyucu nasıl algılayacak? Ona neyi, nasıl ulaştırabilirim. Burada kendi tercih ettiğim yöntemi açıklama sebebim hem bu soruları bana soran kişilerin yararlanacağı bir metin yaratmak hem de yapılmakta olan çalışmalara katkı sağlamak.

Benim çalışmalarımda tercih ettiğim yöntem, Hepburn yöntemi. Bu yöntemi, evrensel oluşu, Japonya'da ve dünyada akademik çalışmalarda kullanılması nedeniyle tercih ediyorum. Özellikle uzun sesleri aktarmaya olanak vermesi, hecelemeye dair ipuçları sunması önemli. Bu tercihle en önemli amacım şu: Kitapta yer alan yer isimleri, kültürel öğeler vb. gibi pek çok Japonca sözcüğünün internetten aranarak kolayca ulaşılmasında okuyucuya yardımcı olacak bir yöntem kullanmak. Bu nedenle de çalışmalarımda kullandığım her bir transkripsiyon tercihini internetten aratarak teyit etmeye gayret ediyorum. Ayrıca oluşturduğum metne, (makaleye, kitaba) internetten ulaşan yabancı bir Japonolog'un, metindeki transkripsiyon tercihi sayesinde, metin Türkçe olsa da takip edebilmesi, giderek gelişen dijital çeviri platformları aracılığıyla, ilgilendiği yerleri çevirip kısmen de olsa anlamasının mümkün olmasının önemli olduğuna inanıyorum.

Japonya'daki kullanımlarda bütünlük göstermeyen uzun sesleri, ō ve ū olarak aktarmayı tercih ediyorum. Bunun ilk nedeni evrensel oluşu. En önemli nedeni ise ou yazılışında da kaynak sesin yansıtılamadığı örnekler olması. Ayrıca Türkçede ō'nun uzun okunduğunu söylemek yeterli olacak. Ancak her ou uzun okunmuyor. Bu da okuyucunun doğru sese ulaşamamasına neden olacaktır. En bilinen örnekleri vermeye çalışayım: a) Türkçede Tokyo, gerçek sesi yansıtmıyor Japonca okunuşu Toğ-kyoğ, b) Hepburn yazılışı Tōkyō. c) Eğer u harfiyle yazılırsa Toukyou. Bence bu son yazılış hepsinin içinde en kafa karıştırıcısı. Japonca sesin çıkarılmasında okuyucuya yardım etmiyor, aksine algıyı geciktiriyor. (Buradaki daha detaylı konuları akademik çalışmalara bırakıp bu kadarıyla yetiniyorum.)

Bu yöntemde sorun olarak görülen sh, ch, ū, ō gibi yazım şeklinin Türkçede olmaması ise günümüz koşullarında sorun teşkil etmiyor görünüyor. Türkçede pek çok kitapta isimler orijinal dillerindeki yazılışlarıyla yer alabiliyor. Örneğin: Harry Potter (he-ri po-tır okunur), Garcia Marquez (garsiya markez okunur), Borges (bor-hes okunur) Okuyucu, geçmiş yıllara göre daha aşina tüm bunlarla.
Hepburn yönteminde pek çok ses Türkçe okunuşu ile örtüşüyor. Mesela Su-zu-ki ya da To-yo-ta hem heceleme şekli hem de ses olarak Türkçeyle aynı. Farklı okunan sesler şu şekilde okunur: ū: uzun u / ō: uzun o / ai, ei: ay, ey / sh: ş / ch: ç / j: c / w: v/ I ve i: aynı sestir i olarak okunur. tsu: Türkçede böyle bir ses olmadığı için en zor seslerden biridir. Dişler kapalı olarak ön dişlerin arasından sanki tıslar gibi ts sesi çıkarılır. Örnekler:  Man'yōshū: man-yoğ-şuğ, waka : va-ka;  Jun'ichirō: cun-i-çi-roğ, haiku: hay-ku, geisha: gey-şa





Bu yöntemi çalışmalarımın başında yukarıdaki gibi kısaca açıklayarak okuyucuya ulaştırıyorum.

Bunun dışında şu tercihleri yapıyorum:

*Daha önce Türkçeye girmiş olan yer isimlerini (şimdilik) Türkçedeki şekliyle kullanmak. (Şimdilik dememin sebebi bu alanda bilimsel çalışmalar yapılmasıyla bu konunun gözden geçirileceğine inanmam.)

*Bunun dışındaki tüm sözcükleri Hepburn yöntemiyle aktarmak.

*Yer ve kişi isimleri dışındaki Japonca sözcükleri italik yazmak. Bunu, okuyucunun, okuma sürecinde farklı bir sözcükle karşılaştığını hızla algılamasını sağlamak amacıyla tercih ediyorum. Örneğin: kimono.

*Yayınevinin düzeltmelerinde değişikliğe uğradığı durumlar olsa da Japonca sözcüklere gelen ekleri sözcüğün sonuna normal fontlarla yazmayı tercih ediyorum: Örneğin kimonolu gibi.

* Hongan-ji Tapınağı gibi kullanımları bu şekilde aktarmak aslında çeviri hatası oluyor. "Hongan-tapınağı Tağınağı" gibi bir ifade oluyor. Benim kişisel tercihim, buna rağmen bu yönde aktarmak. Nedeni, artık internet çağında yaşıyoruz ve internette Hongan-ji yazdığında okuyucu görsellere ulaşabiliyor. Ancak Hongan yazarsak bu aracı okuyucunun elinden almış oluyoruz. Yazımda -ji yazmamın sebebi de bunun ayrı bir ek olduğunu vurgulamak.

*Japonca tapınak, köprü ismi vd. gibi bir öğe yukarıdaki örnekteki gibi ek değil de, mesela iki ayrı sözcükten oluşuyorsa bunun üzerinde düşünüyorum. İnternette görsellerden aratıyorum. Japonca bilmeyen okuyucu nasıl arayıp bulacaksa o seçimi tercih ediyorum. Bunu da kitabın başında belirtmeye gayret ediyorum.

* Tüm yemek isimlerini Japonca bırakmaya çalışıyorum. Metnin yapısı izin vermediğinde Türkçesini eklemem gereken durumlar oluyor.

* Kültürel öğelerin Japoncasına da metinde yer vermeye çalışıyorum amaç okuyucunun görsellerden ulaşabilmesini sağlamak.

* Yukarıdakini yapmak için a) metne yedirme b)dip not /son not ya da c) [***] gibi kullanımları, oluşturduğum metnin gerekliliklerine göre kullanmak yine önemli bir diğer araç.

*Metnin yapısı gereği metne dahil etmenin mümkün olmadığı öğeleri kitabın başında ya da sonunda okuyucuya not olarak eklemek de yardımcı oluyor.

*İsimlerin yazılışı: Japoncada soyadı+ad sırasıyla yazılır. Türkçede bunun mutlaka Türk algısına göre oluşturulması gerekir. Aksi halde, Japon dünyasını tanımayan bir okur hangisinin soyadı olduğunu kavrayamayabilir. Benim kişisel tercihim isim+soyadı. Örneğin: Jun'ichirō Tanizaki. Ancak Japon kullanımı tercihi olacaksa okuyucunun anlaması için SOYADI, ad şeklinde yazılmasını önerebilirim. Örneğin: TANIZAKI, Jun'ichirō gibi. Böylece okuma akışı büyük harflerle biraz zorlansa da, okuyucu soyadını anlamış olacaktır.

Sonuç Yerine

Sonuç olarak Türkiye'de Japoncanın transkripsiyonu bütünlüklü bir yapı göstermemektedir. Kendi içinde öncelikli olarak çözümlenmesi gereken sorunları vardır. Bu sorunun asıl kaynağının, Japon dil kurumlarının tüm dünyada kullanılabilecek Japoncadaki tüm sesleri ve okuma biçimini yansıtan bir yöntem önerisi getirmemeleri olduğunu söylemek mümkündür.

Bu konuda karşılaştığım sorunlara getirdiğim çözüm önerilerini internette herkesin ulaşabileceği bir ortamda paylaşmayı tercih etmemin sebebini şöyle açıklayabilirim: a) Bu konuda soruları olan, benim yaşadığım sorunlara çözüm bulmak isteyen kişilere yardımcı olması b) Yayın dünyasında bu konuyu bilmeyen ancak yayın aşamasında karar vermesi gereken kişilere, bilimsel verilerle oluşturulmuş bir başvuru dosyası olması c) Alandaki bu konudaki çalışmalara katkıda bulunması.

Japonoloji alanındaki çalışmaların bu konuya çözüm getirmesi dileğiyle.

Kaynaklar

Japoncadan Türkçeye çevrilmiş çok sayıda kitap ve akademik çalışmayı inceleme.

İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca dillerinde, dünyanın farklı ülkelerinde yapılan transkripsiyon tercihlerini inceleme. (Veritabanları, google books, google scholar)

Sözlü olarak ilgili kişilerle görüşme.

Ek 1: Kunrei ve Hepburn Yöntemindeki Farklılıklar

hepburn
Tokyo Üniversitesinin sayfasından alınmıştır[2].

Ek 2: Hepburn Yöntemi Kuralları

1) İngilizce pdf'ye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.loc.gov/catdir/cpso/romanization/japanese.pdf

2) Japonca pdf'ye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://park.itc.u-tokyo.ac.jp/eigo/UT-Komaba-Nihongo-no-romaji-hyoki-v1.pdf




Ek 3: ō, ū Karakterlerini Bilgisayarda Nasıl Yazarız?

Bu işaretlere İngilizce "macron" Japonca "マクロン" adı verilir. Ben kişisel olarak word'ün "araçlar        otomatik düzeltme" seçeneğine örneğin. oo yazdığım sözcüklerin ō haline getirilmesini ekledim. Aynı şeki uu için de yapabilirsiniz. Diğer sistemler için İngilizce ve Japonca talimatlar aşağıdaki sitede yer alıyor.

http://www.personal.psu.edu/ejp10/psu/gotunicode/macron.html

[1] http://law.e-gov.go.jp/htmldata/H01/H01F03301000011.html

旅券法施行規則第五条第2項

http://www.pref.kanagawa.jp/osirase/02/2315/hepburn.html

http://www.mofa.go.jp/mofaj/toko/passport/pass_4.html

[2] http://park.itc.u-tokyo.ac.jp/eigo/UT-Komaba-Nihongo-no-romaji-hyoki-v1.pdf

Ek 4. Japonya’dan Örnekler

 kotaro  fark
Aynı İsmin Farklı Transkripsiyonları Aynı Yer İsminin Farklı Yazılışları
kunrei-ders romaji

Ders Kitabı

Ödev

 pasaport2  tokyo
Pasaportta İsim

Uzun Seslerin Yazılmaması

 

Japon Minyatürcü Rie Kudō’ya Üçüncülük Ödülü

以下の日本語版もご覧いただけます。
Eminim çalışmalarını gören herkes etkileniyordur. Yine de nedense minyatürlerine en sevinen benmişim gibi geliyor 🙂 Düşünsenize Heian Döneminin (1000 yıl önce) 12 kat kıyafetini giyen bir Japon güzeli ve geçmiş çağlardan yağız bir Türk delikanlısı aynı minyatürde! Eserine baktıkça aklımda onlarca şey canlandı… Merak ettim kendisine sordum. Ne hayal etmiş, ne anlatmış? Soruların cevaplarını bu yazıda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.
kudo-minyatur

Rie KUDŌ – Minyatür -Geleceğin Ustaları Üçüncülük Ödülü

Rie Kudō’yu Kotodama İstanbul’un ilk kitabının Japonca kapağındaki muhteşem minyatürleriyle tanıyoruz. Şimdi ondan güzel bir haber daha paylaşıyorum. Geleceğin Ustaları yarışmasında, yeni eseriyle üçüncülük ödülü kazandı. Eserinin ismi Kadir-i Mutlak. Beni çok etkiledi! Minyatürün bir yanında, bir Japon kadın var. 12hitoe adı verilen eski çağların Japon giysisini giymiş. Bu kıyafet 12 kat kimonoya işaret ediyor. Bu katların renk uyumu çok önemli. Giyilme sırası var. Mevsimlere göre renkleri de değişiyor. Yaklaşık 1000 yıl kadar önce Heian Döneminden itibaren soylu kadınların giydiği bir kıyafet. Minyatürün diğer tarafında ise geçmişten bir yağız Türk delikanlısı atıyla resmedilmiş.

Rie Kudō şöyle anlatmış yaptığı eseri: “500 yıl, 1000 yıl öncesini hayal etmeye çalıştım. O zamanlar Türkler de, Japonlar da, bu dünyada Türklerin Ülkesi, Japonların Ülkesi diye bir yer olduğunu bilmiyorlardı. Günün birinde karşılaşıp dost olacakları akıllarından bile geçmiyordu. Bu nedenle bu minyatürde, aynı resmin içindeler ama birbirlerini bilmiyorlar. Birbirlerini görmüyorlar (göz göze gelmiyorlar). Aralarındaki dere, zamanının akışını anlatıyor. Birbirlerini bilmeseler de bir gün mutlaka birbirlerine rastlamak için söz veriyorlar.  İçinde bulundukları doğa da Türkiye’nin ve Japonya’nın florası…”
İnsan geçmişi araştırdıkça, geçmiş zamanlar bugüne ulaşıyor sanki. Bu minyatür de öyle olmuş. Zamanı aşmış, bugüne, belki de onu yaratan sanatçının bugünündeki sevgiye ulaşmış.
*
‘言霊イスタンブール’日本語初版本の表紙を飾った細密画家、工藤理英から素敵なニュースが届きました。  先日行われた’Geleceğin Ustaları ’コンクールで、三等を受賞したのです。 作品名は’Kadir-i Mutlak’。  私が興味深く思ったのは、作品の片方に、一二単衣の日本人の女性が、もう片方に、白馬の古のトルコの若者が描かれていることです。  作者の談によると、「Kadir-i mutlak は、500年前、千年前を想像してみました。その頃は、トルコ人も日本人もこの世界にトルコなる国、日本なる国があるなど知らず、いつか出会って友好を築けるなど、思っても見なかったことだと思いました。ですから、あの絵は同じ絵の中にありながら、互いを知らないのです。(目を合わせていません。) 間を流れる川が、時間の流れを表します。 > それでも、いつの日か巡り合うことは約束されていた、必然であったと思うのです。取り巻く自然も、トルコの草木、日本の草花を意識したつもりです。」  人々は、過去を知る程、それが現在に繋がっているのであることを知る…この作品からは、作者のそのような想いが伝わってきます。

Dil Öğrenmek, Çeviri ve Eşofmanlı Şevket Hoca

Geçen gün Armağan Çağlayan Hepsi Bugün Oldu programına Japon dansöz Millia Meg’i konuk etti. Çağlayan, sohbet sırasında bir ara Japoncanın zor olduğundan bahsederek, konuğuna, seni seviyorum Japonca nasıl denir, diye sordu. Japon dansözün cevabı “anata wo aishite iru” oldu.

İşte o cevap içimdeki Eşofmanlı Şevket Hocayı çıkardı! “Biz bunu küpaylan anlattık  🙂 ”

Aklımdan o kadar çok şey geçti ki. Elbette bu yazacaklarım dil, kültür, algı ve çeviri üzerine olacak. Millia’nın ekranda, o durumun koşullarında söylediklerini sadece buna vesile olmuş bir örnek olarak ele alıyorum. Türkiye’yi ve sanat olarak kabul ettiği dansı çok seven Millia’ya çalışmalarında başarılar diliyorum.

Gelelim konumuza. Peki bir Japon Japoncayı neden doğru söylemesin? Millia’nın yaptığı zihinsel işlemi, Türkçeden Japoncaya çeviri olarak açıklayabiliriz. Yaptığı ise gramer olarak kabul edilebilir, sözcüğü sözcüğüne çeviri. Bir Japon’a bu soruyu sorduğunuzda buna benzer bir yanıtı almanız mümkün. Ancak bu cümle, bir Japon ana dil konuşucusunun, bir diğer Japon ana dil konuşucusuna sevgisini/ aşkını söylerken kullanmayacağı bir cümle. Yani “gerçek” Japonca değil. Bu zihinsel işlemi çeviri olarak kabul edersek çeviride Japon dilinin en önemli özelliği  göz ardı ediliyor. Japon algısına ise yabancı dil üzerinden bakılıyor. Şimdi konuya biraz yakından bakalım.

  1. Japoncada Dinleyici Sorumluluğu, Olmayan Özne ve Anata Nihongo (Sen-Japonca)

guldur-guldur-show-117-bolum-esofmanli-sevket-hocaJapon dansözün söylediği cümlede, aklıma takılan ilk şey Türkçedeki “sen(i)” sözcüğünü birebir çevirerek “anata (wo)”yu cümleye dahil etmiş olması. Japonca dinleyici sorumluluğunda bir dil. Pek çok öğe gibi özne, şahıs zamiri, kişi sözcükleri cümlede yer almaz. Şahıs ekleri de bulunmaz. Günlük kullanımda bir Japon anata (sen) sözcüğünü sadece belirli durumlarda kullanır. Ne yazık ki yabancılara Japonca öğreten kitaplarda sözleşmiş gibi örnek cümlelerde bu kalıp yer alır. “Japoncada Özneye Gerek Yok (Nihongo ni Shugo wa Iranai) kitabının yazarı Takehiro Kanaya (2015: 15) bunu “anata Nihongo (anata-sen Japonca) olarak tanımlıyor ve Japon dansözün de kullandığı “anata wo aishite iru” ifadesini örnek vererek bunun Japonca olmadığını söylüyor.

Yani bu açıdan bakıldığında, Japon dansözün algısının yabancılara yönelik olarak çalıştığını ve cümleyi bu şekilde kurduğunu söylemek mümkün.

  1. Japoncada Ai: Sevgi/ Aşk Sözcüğü

Seni seviyorum nasıl denir? İşte Japonca için bu biraz kafa karıştırıcı olabilir. Sebebi ise bu ifadenin Japonya’ya girişinde yatıyor.

19. yüzyılda Batı edebiyatı ve kültürü Japonya’ya girene kadar, Japoncada “seni seviyorum” ifadesi yoktu. Günümüzde kullanılan ai (愛) yazı imi tensel arzu anlamına gelmekteydi. Türkolog Ryō Miyashita çeviri üzerine yazdığı bir yazısında bunları anlatarak, ilk dönemlerdeki “I love you (seni seviyorum)” çevirilerinin yapılışı ile ilgili iki anekdotu şöyle aktarır: “yüzyıl kadar önce, o dönemlerde hocalık yapan ünlü Japon yazar Sōseki Natsume, öğrencilerinin İngilizce “I love you” cümlesini “seni seviyorum” olarak çevirdiğini görerek, “tsuki ga kirei desu ne” “mehtap ne güzel!” olarak çevirin diye düzeltmiştir. Yine bir başka ünlü Japon yazar Futabatei Shimei’e dair benzer bir rivayette de, yazarın aynı cümleyi “watashi wa shinde mo ii wa” “ben ölsem de olur” diye çevirdiği söylenmektedir (Miyashita 2010: 92).” Miyashita, Japoncada aşk sözcüğünün doğrudan dillendirilmediği bir dönemde, her iki ünlü edebiyatçı çevirmenin kaygısının Japon okuyucunun anlayabileceği şekilde aktarmak olduğunu yazar.

Günümüzde Japoncada, seni seviyorum için en sık kullanılan ifade “suki (desu)“dir. Bu yazıyı yazarken danıştığım Türkolog Ikuko Suzuki, bunun “Japonya’da asıl olarak kullanılan sevgi ifadesi olduğunu”, “Suki sözcüğünün, bu kullanımında anlam olarak “sevgi”yi ifade ettiğini “beğenmek” olmadığını” yazdı.

Diğer yandan Japon dansözün kullandığı “aishite iru”ya gelecek olursak, yukarıda anlattığımız anekdotların üzerinden geçen yüzyılda Japonca diğer kültürlerin etkisiyle değişmiş “seni seviyorum” anlamına gelen bu cümle dilde yer almaya başlamış. İlan-ı aşk etmek için de kullanılan bir ifade. Japoncada çok sık dile getirilmez. İnternetteki bloglara baktığımızda mesela üç yıllık evlilikten ve çocukları olduktan sonra eşine ilk defa bunu söyleyen bir kocanın yazdıklarıyla karşılaşabiliriz. Bu açıdan bakıldığında kullanım sıklığı ve yeri olarak tam örtüşmese de bazı kullanımlarında “sana aşığım” ifadesi “bunu açıklamaya yakın olabilir. Elbette bu tek çevirisi olamaz ve bağlama göre değişebilir, “seni seviyorum” olarak çevrilebilir. Suzuki, yazıştığımızda bu ifadenin başka bağlamlarda da kullanılabileceğini anlattı: “Anne kız arasında, yakın kız arkadaşlar arasında, hatta erkekler arasında kullanıldığını, bu kullanımdaki anlamın ‘sevgi’yi ifade ettiğini,” yazdı. Ben ifadenin bu kullanımlarını duymamıştım açıkçası.

Bunları göz önünde bulundurduğumuzda, Millia’nın söylediği cümleye dönecek olursak yukarıda ele aldığımız “anata wo -seni” dememiş olsaydı dediği Japonca günlük kullanımda sıklıkla yer almasa da doğru bir ifade olacaktı.

Tüm bunları bana yazdıran, içimdeki Eşofmanlı Şevket Hoca’ya sözü bırakayım: Yabancı dil öğrenmek çok büyük emek gerektirir. Yanlış öğrenilen bir şeyin, özellikle dil öğretiminde sonradan düzelmesi zordur. Sadece Türkiye’de değil, dünyadaki Japonca öğretiminde Japoncanın dil özellikleri, algısı ve kültürü yani gerçek Japoncanın göz önünde bulundurulması bu yüzden de çok önemli. İş çeviriye gelince, bu üç etmen en önemli yol gösterici elbette.

https://drive.google.com/file/d/0B1RtkxIgkQj1cVFtRUJXQllWSmM/view (Bu linkten bu yazıyı yazmamı sağlayan cümleyi dinleyebilirsiniz 🙂 )

Kaynaklar:

Kanaya, Takehiro, “Nihongo ni shugo wa iranai ” Tokyo: Koodansha (2015).

Miyashita, Ryō , “Japonya’da Orhan Pamuk ve Çeviriye Dair Bazı Notlar”, Çev. Esin Esen, Ankara: Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, S. 40, s. 91-96, 2011

Millia Meg’in sohbetini aşağıdaki linkten 1saat17.dakika 42. saniyenin bulunduğu yerden itibaren izleyebilirsiniz.  http://www.teve2.com.tr/programlar/guncel/hepsi-bugun-oldu/-hepsi-bugun-oldu-20-bolum-04-11-2016

Bu yazıya atıf için:

Esen, Esin, ” Dil Öğrenmek, Çeviri ve Eşofmanlı Şevket Hoca”, esinesen.com, 7.11.2016.

Tercümanın Yaptığı Hunharca mı? Yoksa Yetenek mi?

Söz konusu Japoncadan çeviri olunca ister istemez ilgimi çekti. “Hunharca” çeviri nasıl yapılmış merak ettim biraz araştırdım  🙂

Sosyal ağlarımızda sayısız malumat dolaşıyor. Kimi zaman yazılı gördüğümüz için, beynimiz, gördüğü şeyi kaydediyor ve doğru kabul ediyor. Bugün, sosyal ağımda defalarca gördüğüm bir haberden bahsedeceğim. Bu sefer televizyondan ve gazetelerden sosyal ağa aktarılan bir haber.

Şansal Büyüka, Bursaspor futbolcusu Hosogai’la yapılan röportajda İngilizce konuşan ve Hosogai’in verdiği Japonca cevapları Türkçeye çeviren tercümanın doğru çeviri yapmadığını, bunun camiaya saygısızlık olduğunu söylüyor. Hosogai’in mimiğini ise gülmek olarak değerlendiriyor. Tercümanın yaptığı şeye yorumu ise şu: “Kafasına göre tercüme ediyormuş gibi kamuoyuna tercüme yapıyor.”

Hürriyet şu şekilde aktarmış: ” Süper Lig’deki Gençlerbirliği-Bursaspor maçı öncesi canlı yayında tercüman skandalı yaşandı. Muhabirin Türkçe sorusunu tercüman İngilizce’ye çevirip Japon futbolcu Hosogai’ye sordu. İngilizce bilmeyen Hosogai Japonca yanıtladı. Yine Japonca bilmeyen tercüman da Türkçe’ye çevirdi! Lig TV yorumcusu Şansal Büyüka olaya çok sert tepki gösterdi.”

onedio1-vert onedio.com sitesinde editör Arslan Ural Karabağlı’nın bu konuda yazdığı haberin başlığı ise şöyle: “Japonca Bilmediği İçin Canlı Yayında Tüm Türkiye’yi Hunharca Trolleyen Tercüman Vakası”. Vaktiniz varsa haberlerin altındaki yorumlara da bakabilirsiniz, pek çok kişinin haberi tamamen doğru kabul edip bunun üzerinden yorum yaptığını görüyoruz. Bunun dışında tercümanın Japonca anladığını ama konuşamadığı tahminini yapan olduğu gibi, tercümanın en uygun şekilde durumu kurtardığından bahsedenler de var.

Youtube’da yer alan, Şansal Büyüka’nın yorum yaptığı videodaki (yazının en altında görebilirsiniz)  Japonca konuşmaları, tercümanın yaptığı tercümeyi ve gerçek anlamını aktarıyorum.  Japonca konuşmalarda tam yakalayamadığım yerler olduğu için Japonca anadil konuşucusu Tomoe Tsuchiya hanıma sordum, Japoncalar onun notları.

  1. Soru: İki takım da son haftalarda çok formda. Neler söylemek ister karşılaşmayla ilgili?

Hosogai: ee maa tonikaku anoo… three point… anoo… kachiten 3 o totte .Bursa ni kaeritai to omotteimasu kedo.

Tercüman: Hırsla oynayıp güzel bir oyun sergileyip 3 puanı almak istiyoruz.

Hosogai’in söylediğinin Türkçesi: ee, hımm, herhalükarda, şey… 3 puan… şey.. 3 puanı kazanıp Bursa’ya dönmek istiyoruz ama…

Yorum: Kaynak metinde temel mesaj 3 puan çeviride verilmiş. Bursa atlanmış. Hırs ve güzel oyun ise kaynak metinde yok.

  1. Soru : Peki son haftalardaki çıkışı nasıl değerlendiriyor? Özellikle Hamza Hamzaoğlu geldiğinden beri takımda müthiş bir ivme var.

Hosogai:  iyaa maa sugoku positive na koto da to omotte imasu shi, kono mama team no jun-i ga dondon ue ni agatte iku yo-ni doryoku shiyo-to omotteimasu.

Tercüman: Hoca geldikten beri pozitif gelişmeler oldu. Takım daha iyiye gidiyor. Sürekli daha iyi oynuyoruz. Bu maçta bunu devam ettirmek istiyoruz.

Hosogai’in söylediğinin Türkçesi: Yo…  hımm,  çok pozitif bir şey olduğunu düşünüyorum, aynı zamanda bu şekilde takımın pozisyonunun yukarı çıkması (sıralamada yükselmesi) için elimden geleni yapmayı düşünüyorum.

Yorum: Kaynak metinde pozitif sözcüğünün bulunduğu cümle eksiltili. Bu nedenle, ilk cümledeki gibi bir değiştirmeye gitmek, ekleme yapmak çeviride olası. Takımın pozisyonunu yukarı çıkarmak ve takım iyiye gidiyor ardıl çeviride yapılabilecek bir değişim olabilir. “Bu maçta” ifadesi kaynak metinde yok ve eklenmesi hata. Son cümledeki biz-ben farkı ise Japoncadan çeviri yapan, Japoncaya çok hakim olmayan birinin de yapabileceği bir hata çünkü özne eksiltili.

İzlediklerimden kişisel olarak tercümanla ilgili şu sonuçları çıkardım, çeviri yaptığı konuya hakim, (Japonca bilmediği doğruysa) sezgileri çok güçlü ya da sorular üzerinde en azından önceden kısaca konuşulmuş ve neden bahsedeceğini biliyordu. Çevirileri karşılaştırdığımızda çeviride yapılanın hunharca olmadığı ve tüm Türkiye’nin trollenmediği, tercüman açısından bakıldığında “saygısızlık” olarak gözükecek kadar ana konudan uzaklaşılmadığı, “kafasına göre tercüme”nin geniş tanımından uzak bir şekilde, ana konuyu kısmen de olsa aktarabildiği görülebilir. Tercüman skandalı tanımını, (eğer doğruysa) Japonca tercüman sağlamayan futbol kulübü için düşünmek mümkünse de, tercümanın bir skandalı çözümlediği gözlemlenebilir.