Esin ESEN PhD

Home » 2017 » January

Monthly Archives: January 2017

JAPONCA SÖZCÜKLERİN TÜRKÇEDE YAZILIŞINA DAİR

Bu yazıya atıf için: Esen, Esin, (2017), Japoncanın Türkçede Transkripsiyonu, esinesen.com. Pdf olarak indirmek için tıklayınız.

Japonca sözcüklerin yazılışı ile ilgili (transkripsiyon) pek çok soru geliyor bana. Neyin nasıl yazılması gerektiği, benim çalışmalarımda kullandığım tercihler ve daha pek çok konu. Bu sorulara elimden geldiğince, tek tek yanıt vermeye gayret ediyorum. Bir sabah iki saatimi böyle bir maile ayırınca 🙂 bu yazıyı yazmaya karar verdim. Daha önce yaptığım çalışmalar, hazırladığım raporlardan da yararlanarak, bana gelen tüm bu sorulara cevap niteliğinde bir metin hazırlamaya çalıştım. Yazıyı bu konuda kendi karşılaştığım zorluklar, getirdiğim çözüm önerileri ve yaptığım araştırmalar temelinde oluşturdum.

Özellikle Japonca dünyasının dışında olanlar için,  Japonca sözcüklerin Türkçede nasıl yazılması gerektiği biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Alanı tanımayanlar farklı transkripsiyon tercihlerini aynı metinde kullanabiliyorlar. Bu da, daha başlangıcında çalışmanın bütünlüğünü etkileyen bir faktör olabiliyor. Alan içinde olan bizler için de sorunlar mevcut. Kendi adıma, uzun yıllardır bu konu üzerinde sorular sorarak, bazı tercihler yapıp sonrasında bunları düzelterek ilerledim. Daha ilginci Japon tanıdıklarım için bile kafa karışıklığı olan durumlar olduğuna bizzat şahit oldum 🙂  . Bu yazı tüm bunların sonucu doğdu aslında.

Japonya’da, dünyada ve Türkiye’de, Japoncanın transkripsiyonu ile ilgili mevcut durumu uzun yıllardır inceliyorum. O kadar önemli ve bir o kadar da büyük bir konu ki, burada sadece temel başlıklarını aktarabiliyorum. Umarım sizlere yararlı olur. (Konuyla ilgili başka sorularınız olursa, bu yazıya eklemeye çalışacağım.)

JAPONCANIN TÜRKÇEDE TRANSKRİPSİYONU

  1.  Japonya'da Hangi Yöntem Kullanılıyor?
Japonların dört yazı sistemi var: a) Kanji idyogramları b) Eklerin yazılmasını da sağlayan hiragana hece sistemi c) Yabancı isimlerin, yansıma seslerinin yazılmasını sağlayan katakana hece sistemi d) Rōmaji adı verilen latin harfleri.

Japonlar bu dört yazı sistemini de ilkokul eğitiminde zorunlu olarak öğreniyor.

Japonya'da resmi olarak kullanılan iki ayrı rōmaji var: a) Hebon-shiki: Hepburn Yöntemi ve b) Kunrei-shiki: Kunrei Yöntemi

Her iki yöntemdeki farklılıkları metin sonundaki Ek.1'de bulabilirsiniz.

Hepburn yöntemi 19. yüzyılda öneriliyor. 1887'de Japonlar tarafından kabul ediliyor. Düzenlenmiş hali 1908'den itibaren standart latin harfleri olarak kabul edilerek Japonya'da resmi olarak kullanılmaya başlanıyor. Arada savaş yıllarında kesintiye uğrasa da, günümüze kadar en çok kullanılan yöntem. Japon Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Ticaret Bakanlığı, Arazi, Altyapı ve Ulaşım Bakanlığı, Japon Seyahat Bürosunun resmi olarak kullandığı yazım yöntemi. Bu nedenle Japon pasaportları, Japon yol işaretleri, ulaşım ile ilgili yazılarda bu yöntem kullanılıyor. Japonya’da 2000 yılında yürürlüğe giren bir kanunla Japon isimlerinin pasaportlarda Hepburn yöntemiyle[1] yazılmasına karar verilmiştir. Eski pasaportlardaki yazımlarda farklılık gözükmekte. Ayrıca bireylere, isimlerinin eski yazımlardaki gibi olmasını tercih etmeleri durumunda, tek bir seferliğine, tekrar değiştirmeme sözü vermek üzere eski yazımları kullanım hakkı verilmiştir. Japonya'da resmi makamlarda ve akademik dünyada kullanılan Hepburn yönteminde bütünlük görülmemektedir. Aynı ismin yazılışı Shindo, Shindou, Shindō olarak (eski yazımıyla ise Sindo, Sindoh) gibi şekillerde karşımıza çıkabilir. Uzun seslerin yazılışında aynı uzun o sesi için: o, ou, ō, aynı uzun u sesi için: u, ū, ū gibi farklı yazılışlarla karşılaşabiliyoruz. Trafik tabelalarına baktığımızda ise uzun seslere yer verilmediğini görüyoruz. Yine bütünlük göstermeyen başka sorunlar da mevcut.

Kunrei-shiki ise eğitim bakanlığı ve Milli Kütüphane'de resmi yöntem olarak kullanılıyor. Japonlar dördüncü sınıftan itibaren ilkokul ders müfredatlarında bu yazıyı öğreniyor ve kokugo [milli dil- bizdeki Türkçe dersleri gibi] eğitimlerinin bir parçası olarak biliyorlar. Uzun seslerin yazılışında bütünlük görülmüyor.

*Ayrıca "n" sesinin, n- m yazılışı gibi başka sorunlar da var. Burada ele almıyorum.
Örnekler için bkz. Ek 4. 
1.1. Japonya'da ve Dünyada Yayıncılıkta ve Akademik Çalışmalarda Kullanılan Yöntem

İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca, Türkçe dillerinde, Japonya da dahil olmak üzere çok sayıdaki ülkedeki akademik veri tabanları, google books, google scholar'a sayfalarında yapılan taramalar sonucu, genel eğilimin Hepburn kullanımı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle 2000 yılından sonraki çalışmalar transkripsiyon açısından genel olarak bütünlük göstermektedir. (Öncesinde büyük farklılıklar vardır.)

Japonca yayıncılıkta, eski kitaplarda farklı tercihler mevcutken, 2000 yılından sonra basılan kitapların künyelerinde Hepburn yönteminin daha çok tercih edildiği görülebilir. Japonya'daki veri tabanlarında ve yayıncılıkta uzun seslerin yazılmadığı veya farklı yazıldığı örnekler mevcuttur. (Örn: Shonagon, Shōnagon, Shounagon gibi).

Evrensel olarak ise özellikle 2000'lerden sonraki çalışmalarda Hepburn yönteminde Japonca uzun sesler için ō, ū şeklinde kullanıldığı, ayrıca doğru hecelemeyi sağlayacak kesme işaretlerinin tercih edildiği görülebilir.

Hepburn yazılışı için genel kabul gören biçimi Ek 2'de, uzun seslerin bilgisayarda nasıl yazılacağına dair bilgiyi Ek'3'de bulabilirsiniz. 
     
       2. Japoncanın Türkçede Transkripsiyonunda Mevcut Durum
Japoncanın transkripsiyonuna dair Türkçede henüz bir kural olmadığı ve kurum-kişilere göre farklı kullanımların olduğu görülmekte. Genel olarak iki eğilim mevcut. İkisinin bir arada kullanıldığı örnekler de var.
a) Hebon-shiki (Hepburn yöntemi): Tüm dünyada en yaygın olarak kullanılan evrensel yöntem. Türkiye'de Japonya alanında uzmanlaşmış kişilerin çoğu bu yöntemi evrenselliği, bilimsel çalışmalarda genel kabul edilen yöntem olması nedeniyle tercih etmekte. Yayın dünyasında da bu kullanımın yer aldığı görülüyor.

b) Türkçe okunuş: Kurum-kişilerin kişisel tercihleriyle oluşturdukları bir yöntem. Ancak standart bir biçimi yok. Aynı kişilerin farklı çalışmalarında, hatta aynı kitabın içinde aynı sesi ifade etmek için farklılık gösteren kullanımlar var. Özetle bütünlük göstermiyor, kuralları henüz oluşmamış. Japoncanın okunuşunu yansıtamadığı pek çok örnek mevcut. Yayıncılıkta daha çok karşılaşılıyor. Az sayıda akademik çalışmada yer aldığı da tespit edilebilir.
2.1 Japonca Sözcüklerin Türkçede Transkripsiyonunda Mevcut Sorunlar 
2.1.1 Türkçeye Japoncadan Girmiş Sözcüklere Dair Sorunlar

Türkçeye Japoncadan girmiş ve TDK sözlüğünde yer alan sözcükler var. Bunların transkripsiyonunda şu sorunlar görülmekte.

* samuray, geyşa, bonzai haiku sözcüklerindeki kalın işaretli, y ve i sesleri Japonca aynı sesin karşılığıdır. Yukarıda aktarılan Kunrei ve Hepburn yöntemlerinde i sesiyle ifade edilirler. Aynı ses ilk iki sözcükte y ile Türkçeye geçmişken, son iki sözcükte i olarak aktarılmıştır. Bu da, Japonca seslerin Türkçeye aktarılmasındaki tutarsızlığa işaret etmektedir.

* şinto gibi sözcüklerin orjinali uzun okunur. Yani şintoğ gibi.

* tsunami- Japonca tsu sesi Türkçede mevcut değildir. Okuyucu tusunami olarak söylemeye meyillidir.

* daimyo (TDK'da yer almıyor, kitaplar ve akademik çalışmalarda var): Bu sözcük Türkçe hecelemeye uygun olarak da-im- yo olarak Türkçe okunur. Ancak doğrusu dai- myō'dur. Day-m(i)yoğ okunur.

*suşi, , anime, origami: Bu sözcüklerin Türkçe okunuşu Japoncayla örtüşmektedir.

2.1.2 Türkiye'de Yayınevi Tercihleri ve Basılı Kitaplarda Görülen Sorunlar

* Basılı kitaplarda Hepburn ve Türkçe okunuşla transkripsiyon tercihleri görülmekte.

* Bazı yayınevleri, yayın politikası olarak, latin alfabesi kullanmayan dillerden yapılan çevirilerde Türkçe harflerden oluşan bir transkripsiyon yöntemi tercih ediyor. Ancak yukarıda da anlatıldığı gibi Japonya'nın resmi olarak kullanılan ve eğitim sisteminde yer alan dört yazı sisteminden biri. Bu nedenle bu bakış açısının gözden geçirilmesi önemli.

*Yine bazı yayınlarda transkripsiyon tercihinde bütünlük görülmeyen örnekler olduğu görülmekte ve aynı ses için farklı yazımlar aynı kitabın içinde bile tespit edilmekte.

* Japoncanın transkripsiyonunda en önemli konulardan biri olan uzun seslerin yazılmasında her iki yöntemde de farklılıklar görülebiliyor. Uzun sesin yansıtılmadığı pek çok örnek mevcut.

2.1.3 Türkiye'de Akademik Yayınlarda Görülen Sorunlar

Bu alanda büyük çoğunlukla Hepburn yöntemi kullanılması çalışmaların evrensel ve bütünlüklü olmasını sağlamakta. Diğer yandan bu yöntemin kullanılmadığı bir çeviri ya da başka bir yazıya "***" şeklinde yapılan atıflarda zorunlu olarak aynı metnin içinde iki yöntem bir arada yer alıyor.

2.1.4 Japonca Sözcükleri Türkçe Okunuşla Yazmadaki Sorunlar

* Bütünlük göstermiyor: Japonca sözcüklerin Türkçe okunuşuyla yazılmasında her kişi kurumun kullanabileceği tek bir yöntem mevcut değil. Bu nedenle kişi ve kurumlar kendi tercihleriyle, kendi yöntemlerini oluşturmuş görünüyorlar.

* Türkçe okunuşla yazıldığında, Japonca okunuşun yansıtılmadığı örnekler mevcut.

* Türkçe okunuşla yazıldığında, okuyucunun internet çağının olanaklarından yararlanması mümkün olamayabiliyor. Örneğin bir yer ismini, kültürel bir öğeyi internetten görsellerle aramasına olanak verecek bir yazım tercihi olmayabiliyor.

* Uzun sesler transkripsiyonda genellikle yer almıyor. Kimi örneklerde ise uzun sesler hepburn yöntemi+Türkçe okunuşla bulunuyor

*Japonca ai / ei sesleri yukarıda belirtildiği gibi y veya i sesleriyle aktarıldığı örnekler mevcut. Bütünlük göstermemekte.

*Kimi sözcükler Türkçe heceleme sistemine göre okunduğunda olması gerektiğinden tamamen farklı okunmakta. Örnek Cuniçiro (Tanizaki'nin ilk ismi): Japonca bilmeyen Türkler arasında yaptığım küçük bir ankette bu sözcüğü şu şekilde hecelediler: cu-ni-çi-ro. Yazarın ismi şu şekildedir. Jun'ichirō ve Türkçe şöyle okunur (cun-i-çi-roğ).

2.1.5 Japonca Sözcükleri Türkçede Hepburn Yöntemiyle Yazmadaki Sorunlar

*Türkçede mevcut olmayan yazım şekilleri olması: sh, ch, ō, ū gibi.

* Japoncada uzun o olarak okunan ancak farklı yazılan oo, ou farkını yansıtmaması.

*I-i'nin, i sesini ifade etmesine karşın Türkçede ı-i sesinin farklı olması ve büyük I'nın ı sesi olarak okunma eğilimi.
  1. Japoncanın Türkçede Transkripsiyonunda Mevcut Sorunların Sebeplerine ve Çözümlerine Dair Düşünceler 
Tüm bu sorunları bir bir çözmeye çalışıp, araştırıp incelerken mevcut sorunların sebeplerine dair düşünceler geliştirme fırsatım da oldu.

Konunun kaynağında Japonya'daki tercihlerin olduğunu keşfetmek şaşırtıcıydı. Kendileri için ayrı, yabancılara yönelik ayrı rōmaji kullanmaları aslında bu konudaki bakış açılarını da yansıtıyor. Ayrıca uzun seslerin Japonların kullandığı transkripsiyonlarda yer almaması ya da farklı şekiller kullanılmaması en büyük sorunu oluşturuyor. Japonlar uzun sesler olmasa sözcükten okunuşu çıkarabiliyorlar. Ancak yabancı birinin bunu yapması olası değil. Bu konuyu Japon dil kurumların çözümlemesi gerekiyor. Japonya içinde ve dışında kullanılabilecek, uzun sesler ve hecelemenin de yansıtıldığı bütünlüklü tek bir yöntem oluşturması, bu alandaki pek çok sorunu en başından çözümleyecektir.

Türkiye içinse mevcut durumun şundan kaynaklandığını düşünüyorum. a) Japonoloji çalışmalarının 1986 gibi görece yakın tarihte başlaması, alandaki birikimin yeni yeni oluşması büyük bir etmen. b) Japoncadan Türkçeye yapılan çevirilerin 2004 yılına kadar ikinci bir dil üzerinden yapılması, Japoncadan doğrudan çevirilerin bu yıldan sonra yapılmaya başlamış olması bir diğer etmen. c) Japoncadan çeviri yapanların ilk yıllarda uzak bir kültürü Türkçeye aktarırken en azından okunuş olarak okuyucuya yakın olma çabasından doğduğunu tahmin ettiğim (öyle mi bilmiyorum) Türkçe okunuşla yazma tercihi de bu soruna yeni bir açı katan bir diğer etmen. d) Bence en önemli konu ise son 10-15 yıl içinde internetin hayatımızda aldığı yerin özellikle kitap basımında göz ardı ediliyor olması. Artık okuyucunun merak ettiği bir şeyin görseline, ister vapurda olsun, ister ofisinde, saniyeler içinde ulaşma olasılığı var. Yani yayıncılığa dair pek çok tercih gibi bunun da Japoncanın transkripsiyonunda birincil olarak göz önünde bulundurulması gerektiğine inanıyorum.

Diğer yandan Türkiye'deki Japonoloji dünyasında bu konu üzerine çalışmalar yapılıyor. Bu bilimsel çalışmaların, en azından Türkiye'de Japoncanın transkripsiyonunun bütünlüklü hale gelmesinde yol gösterici olacağına inanıyorum.
  1. Benim Uyguladığım Tercihler ve Sebepleri
Tez çalışmamı bilişsel poetika kuramıyla oluşturdum. Okuyucunun edebi metni nasıl takip edip algıladığı üzerine çalıştım. Çözümlemeye çalıştığım sorunlara bu bakış açısıyla cevap bulmak büyük destek oldu. Yani okuyucu nasıl algılayacak? Ona neyi, nasıl ulaştırabilirim. Burada kendi tercih ettiğim yöntemi açıklama sebebim hem bu soruları bana soran kişilerin yararlanacağı bir metin yaratmak hem de yapılmakta olan çalışmalara katkı sağlamak.

Benim çalışmalarımda tercih ettiğim yöntem, Hepburn yöntemi. Bu yöntemi, evrensel oluşu, Japonya'da ve dünyada akademik çalışmalarda kullanılması nedeniyle tercih ediyorum. Özellikle uzun sesleri aktarmaya olanak vermesi, hecelemeye dair ipuçları sunması önemli. Bu tercihle en önemli amacım şu: Kitapta yer alan yer isimleri, kültürel öğeler vb. gibi pek çok Japonca sözcüğünün internetten aranarak kolayca ulaşılmasında okuyucuya yardımcı olacak bir yöntem kullanmak. Bu nedenle de çalışmalarımda kullandığım her bir transkripsiyon tercihini internetten aratarak teyit etmeye gayret ediyorum. Ayrıca oluşturduğum metne, (makaleye, kitaba) internetten ulaşan yabancı bir Japonolog'un, metindeki transkripsiyon tercihi sayesinde, metin Türkçe olsa da takip edebilmesi, giderek gelişen dijital çeviri platformları aracılığıyla, ilgilendiği yerleri çevirip kısmen de olsa anlamasının mümkün olmasının önemli olduğuna inanıyorum.

Japonya'daki kullanımlarda bütünlük göstermeyen uzun sesleri, ō ve ū olarak aktarmayı tercih ediyorum. Bunun ilk nedeni evrensel oluşu. En önemli nedeni ise ou yazılışında da kaynak sesin yansıtılamadığı örnekler olması. Ayrıca Türkçede ō'nun uzun okunduğunu söylemek yeterli olacak. Ancak her ou uzun okunmuyor. Bu da okuyucunun doğru sese ulaşamamasına neden olacaktır. En bilinen örnekleri vermeye çalışayım: a) Türkçede Tokyo, gerçek sesi yansıtmıyor Japonca okunuşu Toğ-kyoğ, b) Hepburn yazılışı Tōkyō. c) Eğer u harfiyle yazılırsa Toukyou. Bence bu son yazılış hepsinin içinde en kafa karıştırıcısı. Japonca sesin çıkarılmasında okuyucuya yardım etmiyor, aksine algıyı geciktiriyor. (Buradaki daha detaylı konuları akademik çalışmalara bırakıp bu kadarıyla yetiniyorum.)

Bu yöntemde sorun olarak görülen sh, ch, ū, ō gibi yazım şeklinin Türkçede olmaması ise günümüz koşullarında sorun teşkil etmiyor görünüyor. Türkçede pek çok kitapta isimler orijinal dillerindeki yazılışlarıyla yer alabiliyor. Örneğin: Harry Potter (he-ri po-tır okunur), Garcia Marquez (garsiya markez okunur), Borges (bor-hes okunur) Okuyucu, geçmiş yıllara göre daha aşina tüm bunlarla.
Hepburn yönteminde pek çok ses Türkçe okunuşu ile örtüşüyor. Mesela Su-zu-ki ya da To-yo-ta hem heceleme şekli hem de ses olarak Türkçeyle aynı. Farklı okunan sesler şu şekilde okunur: ū: uzun u / ō: uzun o / ai, ei: ay, ey / sh: ş / ch: ç / j: c / w: v/ I ve i: aynı sestir i olarak okunur. tsu: Türkçede böyle bir ses olmadığı için en zor seslerden biridir. Dişler kapalı olarak ön dişlerin arasından sanki tıslar gibi ts sesi çıkarılır. Örnekler:  Man'yōshū: man-yoğ-şuğ, waka : va-ka;  Jun'ichirō: cun-i-çi-roğ, haiku: hay-ku, geisha: gey-şa





Bu yöntemi çalışmalarımın başında yukarıdaki gibi kısaca açıklayarak okuyucuya ulaştırıyorum.

Bunun dışında şu tercihleri yapıyorum:

*Daha önce Türkçeye girmiş olan yer isimlerini (şimdilik) Türkçedeki şekliyle kullanmak. (Şimdilik dememin sebebi bu alanda bilimsel çalışmalar yapılmasıyla bu konunun gözden geçirileceğine inanmam.)

*Bunun dışındaki tüm sözcükleri Hepburn yöntemiyle aktarmak.

*Yer ve kişi isimleri dışındaki Japonca sözcükleri italik yazmak. Bunu, okuyucunun, okuma sürecinde farklı bir sözcükle karşılaştığını hızla algılamasını sağlamak amacıyla tercih ediyorum. Örneğin: kimono.

*Yayınevinin düzeltmelerinde değişikliğe uğradığı durumlar olsa da Japonca sözcüklere gelen ekleri sözcüğün sonuna normal fontlarla yazmayı tercih ediyorum: Örneğin kimonolu gibi.

* Hongan-ji Tapınağı gibi kullanımları bu şekilde aktarmak aslında çeviri hatası oluyor. "Hongan-tapınağı Tağınağı" gibi bir ifade oluyor. Benim kişisel tercihim, buna rağmen bu yönde aktarmak. Nedeni, artık internet çağında yaşıyoruz ve internette Hongan-ji yazdığında okuyucu görsellere ulaşabiliyor. Ancak Hongan yazarsak bu aracı okuyucunun elinden almış oluyoruz. Yazımda -ji yazmamın sebebi de bunun ayrı bir ek olduğunu vurgulamak.

*Japonca tapınak, köprü ismi vd. gibi bir öğe yukarıdaki örnekteki gibi ek değil de, mesela iki ayrı sözcükten oluşuyorsa bunun üzerinde düşünüyorum. İnternette görsellerden aratıyorum. Japonca bilmeyen okuyucu nasıl arayıp bulacaksa o seçimi tercih ediyorum. Bunu da kitabın başında belirtmeye gayret ediyorum.

* Tüm yemek isimlerini Japonca bırakmaya çalışıyorum. Metnin yapısı izin vermediğinde Türkçesini eklemem gereken durumlar oluyor.

* Kültürel öğelerin Japoncasına da metinde yer vermeye çalışıyorum amaç okuyucunun görsellerden ulaşabilmesini sağlamak.

* Yukarıdakini yapmak için a) metne yedirme b)dip not /son not ya da c) [***] gibi kullanımları, oluşturduğum metnin gerekliliklerine göre kullanmak yine önemli bir diğer araç.

*Metnin yapısı gereği metne dahil etmenin mümkün olmadığı öğeleri kitabın başında ya da sonunda okuyucuya not olarak eklemek de yardımcı oluyor.

*İsimlerin yazılışı: Japoncada soyadı+ad sırasıyla yazılır. Türkçede bunun mutlaka Türk algısına göre oluşturulması gerekir. Aksi halde, Japon dünyasını tanımayan bir okur hangisinin soyadı olduğunu kavrayamayabilir. Benim kişisel tercihim isim+soyadı. Örneğin: Jun'ichirō Tanizaki. Ancak Japon kullanımı tercihi olacaksa okuyucunun anlaması için SOYADI, ad şeklinde yazılmasını önerebilirim. Örneğin: TANIZAKI, Jun'ichirō gibi. Böylece okuma akışı büyük harflerle biraz zorlansa da, okuyucu soyadını anlamış olacaktır.

Sonuç Yerine

Sonuç olarak Türkiye'de Japoncanın transkripsiyonu bütünlüklü bir yapı göstermemektedir. Kendi içinde öncelikli olarak çözümlenmesi gereken sorunları vardır. Bu sorunun asıl kaynağının, Japon dil kurumlarının tüm dünyada kullanılabilecek Japoncadaki tüm sesleri ve okuma biçimini yansıtan bir yöntem önerisi getirmemeleri olduğunu söylemek mümkündür.

Bu konuda karşılaştığım sorunlara getirdiğim çözüm önerilerini internette herkesin ulaşabileceği bir ortamda paylaşmayı tercih etmemin sebebini şöyle açıklayabilirim: a) Bu konuda soruları olan, benim yaşadığım sorunlara çözüm bulmak isteyen kişilere yardımcı olması b) Yayın dünyasında bu konuyu bilmeyen ancak yayın aşamasında karar vermesi gereken kişilere, bilimsel verilerle oluşturulmuş bir başvuru dosyası olması c) Alandaki bu konudaki çalışmalara katkıda bulunması.

Japonoloji alanındaki çalışmaların bu konuya çözüm getirmesi dileğiyle.

Kaynaklar

Japoncadan Türkçeye çevrilmiş çok sayıda kitap ve akademik çalışmayı inceleme.

İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca dillerinde, dünyanın farklı ülkelerinde yapılan transkripsiyon tercihlerini inceleme. (Veritabanları, google books, google scholar)

Sözlü olarak ilgili kişilerle görüşme.

Ek 1: Kunrei ve Hepburn Yöntemindeki Farklılıklar

hepburn
Tokyo Üniversitesinin sayfasından alınmıştır[2].

Ek 2: Hepburn Yöntemi Kuralları

1) İngilizce pdf'ye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.loc.gov/catdir/cpso/romanization/japanese.pdf

2) Japonca pdf'ye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://park.itc.u-tokyo.ac.jp/eigo/UT-Komaba-Nihongo-no-romaji-hyoki-v1.pdf




Ek 3: ō, ū Karakterlerini Bilgisayarda Nasıl Yazarız?

Bu işaretlere İngilizce "macron" Japonca "マクロン" adı verilir. Ben kişisel olarak word'ün "araçlar        otomatik düzeltme" seçeneğine örneğin. oo yazdığım sözcüklerin ō haline getirilmesini ekledim. Aynı şeki uu için de yapabilirsiniz. Diğer sistemler için İngilizce ve Japonca talimatlar aşağıdaki sitede yer alıyor.

http://www.personal.psu.edu/ejp10/psu/gotunicode/macron.html

[1] http://law.e-gov.go.jp/htmldata/H01/H01F03301000011.html

旅券法施行規則第五条第2項

http://www.pref.kanagawa.jp/osirase/02/2315/hepburn.html

http://www.mofa.go.jp/mofaj/toko/passport/pass_4.html

[2] http://park.itc.u-tokyo.ac.jp/eigo/UT-Komaba-Nihongo-no-romaji-hyoki-v1.pdf

Ek 4. Japonya’dan Örnekler

 kotaro  fark
Aynı İsmin Farklı Transkripsiyonları Aynı Yer İsminin Farklı Yazılışları
kunrei-ders romaji

Ders Kitabı

Ödev

 pasaport2  tokyo
Pasaportta İsim

Uzun Seslerin Yazılmaması

 

Japon Minyatürcü Rie Kudō’ya Üçüncülük Ödülü

以下の日本語版もご覧いただけます。
Eminim çalışmalarını gören herkes etkileniyordur. Yine de nedense minyatürlerine en sevinen benmişim gibi geliyor 🙂 Düşünsenize Heian Döneminin (1000 yıl önce) 12 kat kıyafetini giyen bir Japon güzeli ve geçmiş çağlardan yağız bir Türk delikanlısı aynı minyatürde! Eserine baktıkça aklımda onlarca şey canlandı… Merak ettim kendisine sordum. Ne hayal etmiş, ne anlatmış? Soruların cevaplarını bu yazıda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.
kudo-minyatur

Rie KUDŌ – Minyatür -Geleceğin Ustaları Üçüncülük Ödülü

Rie Kudō’yu Kotodama İstanbul’un ilk kitabının Japonca kapağındaki muhteşem minyatürleriyle tanıyoruz. Şimdi ondan güzel bir haber daha paylaşıyorum. Geleceğin Ustaları yarışmasında, yeni eseriyle üçüncülük ödülü kazandı. Eserinin ismi Kadir-i Mutlak. Beni çok etkiledi! Minyatürün bir yanında, bir Japon kadın var. 12hitoe adı verilen eski çağların Japon giysisini giymiş. Bu kıyafet 12 kat kimonoya işaret ediyor. Bu katların renk uyumu çok önemli. Giyilme sırası var. Mevsimlere göre renkleri de değişiyor. Yaklaşık 1000 yıl kadar önce Heian Döneminden itibaren soylu kadınların giydiği bir kıyafet. Minyatürün diğer tarafında ise geçmişten bir yağız Türk delikanlısı atıyla resmedilmiş.

Rie Kudō şöyle anlatmış yaptığı eseri: “500 yıl, 1000 yıl öncesini hayal etmeye çalıştım. O zamanlar Türkler de, Japonlar da, bu dünyada Türklerin Ülkesi, Japonların Ülkesi diye bir yer olduğunu bilmiyorlardı. Günün birinde karşılaşıp dost olacakları akıllarından bile geçmiyordu. Bu nedenle bu minyatürde, aynı resmin içindeler ama birbirlerini bilmiyorlar. Birbirlerini görmüyorlar (göz göze gelmiyorlar). Aralarındaki dere, zamanının akışını anlatıyor. Birbirlerini bilmeseler de bir gün mutlaka birbirlerine rastlamak için söz veriyorlar.  İçinde bulundukları doğa da Türkiye’nin ve Japonya’nın florası…”
İnsan geçmişi araştırdıkça, geçmiş zamanlar bugüne ulaşıyor sanki. Bu minyatür de öyle olmuş. Zamanı aşmış, bugüne, belki de onu yaratan sanatçının bugünündeki sevgiye ulaşmış.
*
‘言霊イスタンブール’日本語初版本の表紙を飾った細密画家、工藤理英から素敵なニュースが届きました。  先日行われた’Geleceğin Ustaları ’コンクールで、三等を受賞したのです。 作品名は’Kadir-i Mutlak’。  私が興味深く思ったのは、作品の片方に、一二単衣の日本人の女性が、もう片方に、白馬の古のトルコの若者が描かれていることです。  作者の談によると、「Kadir-i mutlak は、500年前、千年前を想像してみました。その頃は、トルコ人も日本人もこの世界にトルコなる国、日本なる国があるなど知らず、いつか出会って友好を築けるなど、思っても見なかったことだと思いました。ですから、あの絵は同じ絵の中にありながら、互いを知らないのです。(目を合わせていません。) 間を流れる川が、時間の流れを表します。 > それでも、いつの日か巡り合うことは約束されていた、必然であったと思うのです。取り巻く自然も、トルコの草木、日本の草花を意識したつもりです。」  人々は、過去を知る程、それが現在に繋がっているのであることを知る…この作品からは、作者のそのような想いが伝わってきます。