Esin ESEN PhD

Home » 2016

Yearly Archives: 2016

Dil Öğrenmek, Çeviri ve Eşofmanlı Şevket Hoca

Geçen gün Armağan Çağlayan Hepsi Bugün Oldu programına Japon dansöz Millia Meg’i konuk etti. Çağlayan, sohbet sırasında bir ara Japoncanın zor olduğundan bahsederek, konuğuna, seni seviyorum Japonca nasıl denir, diye sordu. Japon dansözün cevabı “anata wo aishite iru” oldu.

İşte o cevap içimdeki Eşofmanlı Şevket Hocayı çıkardı! “Biz bunu küpaylan anlattık  🙂 ”

Aklımdan o kadar çok şey geçti ki. Elbette bu yazacaklarım dil, kültür, algı ve çeviri üzerine olacak. Millia’nın ekranda, o durumun koşullarında söylediklerini sadece buna vesile olmuş bir örnek olarak ele alıyorum. Türkiye’yi ve sanat olarak kabul ettiği dansı çok seven Millia’ya çalışmalarında başarılar diliyorum.

Gelelim konumuza. Peki bir Japon Japoncayı neden doğru söylemesin? Millia’nın yaptığı zihinsel işlemi, Türkçeden Japoncaya çeviri olarak açıklayabiliriz. Yaptığı ise gramer olarak kabul edilebilir, sözcüğü sözcüğüne çeviri. Bir Japon’a bu soruyu sorduğunuzda buna benzer bir yanıtı almanız mümkün. Ancak bu cümle, bir Japon ana dil konuşucusunun, bir diğer Japon ana dil konuşucusuna sevgisini/ aşkını söylerken kullanmayacağı bir cümle. Yani “gerçek” Japonca değil. Bu zihinsel işlemi çeviri olarak kabul edersek çeviride Japon dilinin en önemli özelliği  göz ardı ediliyor. Japon algısına ise yabancı dil üzerinden bakılıyor. Şimdi konuya biraz yakından bakalım.

  1. Japoncada Dinleyici Sorumluluğu, Olmayan Özne ve Anata Nihongo (Sen-Japonca)

guldur-guldur-show-117-bolum-esofmanli-sevket-hocaJapon dansözün söylediği cümlede, aklıma takılan ilk şey Türkçedeki “sen(i)” sözcüğünü birebir çevirerek “anata (wo)”yu cümleye dahil etmiş olması. Japonca dinleyici sorumluluğunda bir dil. Pek çok öğe gibi özne, şahıs zamiri, kişi sözcükleri cümlede yer almaz. Şahıs ekleri de bulunmaz. Günlük kullanımda bir Japon anata (sen) sözcüğünü sadece belirli durumlarda kullanır. Ne yazık ki yabancılara Japonca öğreten kitaplarda sözleşmiş gibi örnek cümlelerde bu kalıp yer alır. “Japoncada Özneye Gerek Yok (Nihongo ni Shugo wa Iranai) kitabının yazarı Takehiro Kanaya (2015: 15) bunu “anata Nihongo (anata-sen Japonca) olarak tanımlıyor ve Japon dansözün de kullandığı “anata wo aishite iru” ifadesini örnek vererek bunun Japonca olmadığını söylüyor.

Yani bu açıdan bakıldığında, Japon dansözün algısının yabancılara yönelik olarak çalıştığını ve cümleyi bu şekilde kurduğunu söylemek mümkün.

  1. Japoncada Ai: Sevgi/ Aşk Sözcüğü

Seni seviyorum nasıl denir? İşte Japonca için bu biraz kafa karıştırıcı olabilir. Sebebi ise bu ifadenin Japonya’ya girişinde yatıyor.

19. yüzyılda Batı edebiyatı ve kültürü Japonya’ya girene kadar, Japoncada “seni seviyorum” ifadesi yoktu. Günümüzde kullanılan ai (愛) yazı imi tensel arzu anlamına gelmekteydi. Türkolog Ryō Miyashita çeviri üzerine yazdığı bir yazısında bunları anlatarak, ilk dönemlerdeki “I love you (seni seviyorum)” çevirilerinin yapılışı ile ilgili iki anekdotu şöyle aktarır: “yüzyıl kadar önce, o dönemlerde hocalık yapan ünlü Japon yazar Sōseki Natsume, öğrencilerinin İngilizce “I love you” cümlesini “seni seviyorum” olarak çevirdiğini görerek, “tsuki ga kirei desu ne” “mehtap ne güzel!” olarak çevirin diye düzeltmiştir. Yine bir başka ünlü Japon yazar Futabatei Shimei’e dair benzer bir rivayette de, yazarın aynı cümleyi “watashi wa shinde mo ii wa” “ben ölsem de olur” diye çevirdiği söylenmektedir (Miyashita 2010: 92).” Miyashita, Japoncada aşk sözcüğünün doğrudan dillendirilmediği bir dönemde, her iki ünlü edebiyatçı çevirmenin kaygısının Japon okuyucunun anlayabileceği şekilde aktarmak olduğunu yazar.

Günümüzde Japoncada, seni seviyorum için en sık kullanılan ifade “suki (desu)“dir. Bu yazıyı yazarken danıştığım Türkolog Ikuko Suzuki, bunun “Japonya’da asıl olarak kullanılan sevgi ifadesi olduğunu”, “Suki sözcüğünün, bu kullanımında anlam olarak “sevgi”yi ifade ettiğini “beğenmek” olmadığını” yazdı.

Diğer yandan Japon dansözün kullandığı “aishite iru”ya gelecek olursak, yukarıda anlattığımız anekdotların üzerinden geçen yüzyılda Japonca diğer kültürlerin etkisiyle değişmiş “seni seviyorum” anlamına gelen bu cümle dilde yer almaya başlamış. İlan-ı aşk etmek için de kullanılan bir ifade. Japoncada çok sık dile getirilmez. İnternetteki bloglara baktığımızda mesela üç yıllık evlilikten ve çocukları olduktan sonra eşine ilk defa bunu söyleyen bir kocanın yazdıklarıyla karşılaşabiliriz. Bu açıdan bakıldığında kullanım sıklığı ve yeri olarak tam örtüşmese de bazı kullanımlarında “sana aşığım” ifadesi “bunu açıklamaya yakın olabilir. Elbette bu tek çevirisi olamaz ve bağlama göre değişebilir, “seni seviyorum” olarak çevrilebilir. Suzuki, yazıştığımızda bu ifadenin başka bağlamlarda da kullanılabileceğini anlattı: “Anne kız arasında, yakın kız arkadaşlar arasında, hatta erkekler arasında kullanıldığını, bu kullanımdaki anlamın ‘sevgi’yi ifade ettiğini,” yazdı. Ben ifadenin bu kullanımlarını duymamıştım açıkçası.

Bunları göz önünde bulundurduğumuzda, Millia’nın söylediği cümleye dönecek olursak yukarıda ele aldığımız “anata wo -seni” dememiş olsaydı dediği Japonca günlük kullanımda sıklıkla yer almasa da doğru bir ifade olacaktı.

Tüm bunları bana yazdıran, içimdeki Eşofmanlı Şevket Hoca’ya sözü bırakayım: Yabancı dil öğrenmek çok büyük emek gerektirir. Yanlış öğrenilen bir şeyin, özellikle dil öğretiminde sonradan düzelmesi zordur. Sadece Türkiye’de değil, dünyadaki Japonca öğretiminde Japoncanın dil özellikleri, algısı ve kültürü yani gerçek Japoncanın göz önünde bulundurulması bu yüzden de çok önemli. İş çeviriye gelince, bu üç etmen en önemli yol gösterici elbette.

https://drive.google.com/file/d/0B1RtkxIgkQj1cVFtRUJXQllWSmM/view (Bu linkten bu yazıyı yazmamı sağlayan cümleyi dinleyebilirsiniz 🙂 )

Kaynaklar:

Kanaya, Takehiro, “Nihongo ni shugo wa iranai ” Tokyo: Koodansha (2015).

Miyashita, Ryō , “Japonya’da Orhan Pamuk ve Çeviriye Dair Bazı Notlar”, Çev. Esin Esen, Ankara: Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, S. 40, s. 91-96, 2011

Millia Meg’in sohbetini aşağıdaki linkten 1saat17.dakika 42. saniyenin bulunduğu yerden itibaren izleyebilirsiniz.  http://www.teve2.com.tr/programlar/guncel/hepsi-bugun-oldu/-hepsi-bugun-oldu-20-bolum-04-11-2016

Bu yazıya atıf için:

Esen, Esin, ” Dil Öğrenmek, Çeviri ve Eşofmanlı Şevket Hoca”, esinesen.com, 7.11.2016.

Tercümanın Yaptığı Hunharca mı? Yoksa Yetenek mi?

Söz konusu Japoncadan çeviri olunca ister istemez ilgimi çekti. “Hunharca” çeviri nasıl yapılmış merak ettim biraz araştırdım  🙂

Sosyal ağlarımızda sayısız malumat dolaşıyor. Kimi zaman yazılı gördüğümüz için, beynimiz, gördüğü şeyi kaydediyor ve doğru kabul ediyor. Bugün, sosyal ağımda defalarca gördüğüm bir haberden bahsedeceğim. Bu sefer televizyondan ve gazetelerden sosyal ağa aktarılan bir haber.

Şansal Büyüka, Bursaspor futbolcusu Hosogai’la yapılan röportajda İngilizce konuşan ve Hosogai’in verdiği Japonca cevapları Türkçeye çeviren tercümanın doğru çeviri yapmadığını, bunun camiaya saygısızlık olduğunu söylüyor. Hosogai’in mimiğini ise gülmek olarak değerlendiriyor. Tercümanın yaptığı şeye yorumu ise şu: “Kafasına göre tercüme ediyormuş gibi kamuoyuna tercüme yapıyor.”

Hürriyet şu şekilde aktarmış: ” Süper Lig’deki Gençlerbirliği-Bursaspor maçı öncesi canlı yayında tercüman skandalı yaşandı. Muhabirin Türkçe sorusunu tercüman İngilizce’ye çevirip Japon futbolcu Hosogai’ye sordu. İngilizce bilmeyen Hosogai Japonca yanıtladı. Yine Japonca bilmeyen tercüman da Türkçe’ye çevirdi! Lig TV yorumcusu Şansal Büyüka olaya çok sert tepki gösterdi.”

onedio1-vert onedio.com sitesinde editör Arslan Ural Karabağlı’nın bu konuda yazdığı haberin başlığı ise şöyle: “Japonca Bilmediği İçin Canlı Yayında Tüm Türkiye’yi Hunharca Trolleyen Tercüman Vakası”. Vaktiniz varsa haberlerin altındaki yorumlara da bakabilirsiniz, pek çok kişinin haberi tamamen doğru kabul edip bunun üzerinden yorum yaptığını görüyoruz. Bunun dışında tercümanın Japonca anladığını ama konuşamadığı tahminini yapan olduğu gibi, tercümanın en uygun şekilde durumu kurtardığından bahsedenler de var.

Youtube’da yer alan, Şansal Büyüka’nın yorum yaptığı videodaki (yazının en altında görebilirsiniz)  Japonca konuşmaları, tercümanın yaptığı tercümeyi ve gerçek anlamını aktarıyorum.  Japonca konuşmalarda tam yakalayamadığım yerler olduğu için Japonca anadil konuşucusu Tomoe Tsuchiya hanıma sordum, Japoncalar onun notları.

  1. Soru: İki takım da son haftalarda çok formda. Neler söylemek ister karşılaşmayla ilgili?

Hosogai: ee maa tonikaku anoo… three point… anoo… kachiten 3 o totte .Bursa ni kaeritai to omotteimasu kedo.

Tercüman: Hırsla oynayıp güzel bir oyun sergileyip 3 puanı almak istiyoruz.

Hosogai’in söylediğinin Türkçesi: ee, hımm, herhalükarda, şey… 3 puan… şey.. 3 puanı kazanıp Bursa’ya dönmek istiyoruz ama…

Yorum: Kaynak metinde temel mesaj 3 puan çeviride verilmiş. Bursa atlanmış. Hırs ve güzel oyun ise kaynak metinde yok.

  1. Soru : Peki son haftalardaki çıkışı nasıl değerlendiriyor? Özellikle Hamza Hamzaoğlu geldiğinden beri takımda müthiş bir ivme var.

Hosogai:  iyaa maa sugoku positive na koto da to omotte imasu shi, kono mama team no jun-i ga dondon ue ni agatte iku yo-ni doryoku shiyo-to omotteimasu.

Tercüman: Hoca geldikten beri pozitif gelişmeler oldu. Takım daha iyiye gidiyor. Sürekli daha iyi oynuyoruz. Bu maçta bunu devam ettirmek istiyoruz.

Hosogai’in söylediğinin Türkçesi: Yo…  hımm,  çok pozitif bir şey olduğunu düşünüyorum, aynı zamanda bu şekilde takımın pozisyonunun yukarı çıkması (sıralamada yükselmesi) için elimden geleni yapmayı düşünüyorum.

Yorum: Kaynak metinde pozitif sözcüğünün bulunduğu cümle eksiltili. Bu nedenle, ilk cümledeki gibi bir değiştirmeye gitmek, ekleme yapmak çeviride olası. Takımın pozisyonunu yukarı çıkarmak ve takım iyiye gidiyor ardıl çeviride yapılabilecek bir değişim olabilir. “Bu maçta” ifadesi kaynak metinde yok ve eklenmesi hata. Son cümledeki biz-ben farkı ise Japoncadan çeviri yapan, Japoncaya çok hakim olmayan birinin de yapabileceği bir hata çünkü özne eksiltili.

İzlediklerimden kişisel olarak tercümanla ilgili şu sonuçları çıkardım, çeviri yaptığı konuya hakim, (Japonca bilmediği doğruysa) sezgileri çok güçlü ya da sorular üzerinde en azından önceden kısaca konuşulmuş ve neden bahsedeceğini biliyordu. Çevirileri karşılaştırdığımızda çeviride yapılanın hunharca olmadığı ve tüm Türkiye’nin trollenmediği, tercüman açısından bakıldığında “saygısızlık” olarak gözükecek kadar ana konudan uzaklaşılmadığı, “kafasına göre tercüme”nin geniş tanımından uzak bir şekilde, ana konuyu kısmen de olsa aktarabildiği görülebilir. Tercüman skandalı tanımını, (eğer doğruysa) Japonca tercüman sağlamayan futbol kulübü için düşünmek mümkünse de, tercümanın bir skandalı çözümlediği gözlemlenebilir.

 

Çeviri ve Yaşamaya Dair Bir Hayat Hikayesi

Ne çok etkiledi beni bu hikaye. El Pais’ten aktarıyorum. Yang Jiang Çinli bir kadın ülkesinin önde gelen yazar ve akademisyenlerinden biri. Cervantes’in Don Kişot eserinin tam metnini ilk kez Çince’ye aktaran çevirmen. Öyle bir yaşam hikayesi ki, çeviri, edebiyat, insanın içinde yaşadığı dönemle ilişkisi ve yapabilecekleri… Sonsuz düşünceler sarmallanıyor okudukça…

1311038135300_1311038135300_rYang Jiang 1911’de Pekin’de doğuyor. Lisansını politika üzerine yapıyor. Yüksek lisansını  yabancı edebiyat üzerine. 1930’ların sonunda kocasıyla birlikte Birleşik Krallık ve Fransa’ya gidiyor. İngilizce ve Fransızca öğreniyor. Ülkesine döndükten sonra bu dillerden tiyatro eserlerini Çince’ye çevirmeye karar veriyor.

İspanyolca ile tanışması ise 1950’de Lazarillo de Tormes’i Fransızca’dan çevirmesi ile oluyor. 1957 yılında aynı şekilde ikinci dil üzerinden Don Kişot’u da çevirmeyi düşünüyor. Ancak kitabın İngilizce ve Fransızca beş  çevirisini okuduktan sonra hiç bir çevirinin orjinali aktarmak için yeterli olmadığına kanaat getirerek çok etkileyici bir seçim yapıyor! İspanyolca öğrenmeye karar veriyor! Yaşı 48. Çünkü ona göre “metni değil, fikirleri çevirmek” gerek. Daha dünyada çeviribilim diye bir bilim dalı yokken o da kişisel deneyiminden yola çıkarak çeviriye kendi bakış açısını getiriyor. Acaba ben neyi çevirmek için hangi dili öğrenirdim. Düşünmeden edemedim  🙂

image1966’da “Kültür Devrimi” olduğunda kitabın ilk iki cildini tamamlanmış durumda. Ancak bu dönemde karı kocayı zorunlu olarak çalışmak için kırsal bölgeye gönderiyorlar. Kitaplardan uzak kalıyor. Daha sonra bu konuda yazdığı yazıda kendilerini “eğitimsizleştirmek” için yapılanlardan bahsediyor.

 

1972’de tekrar Pekine dönebiliyor. Don Kişot çevirisi 1978’de yayınlanıyor. 78328_201103042032503N7dRO zamandan
beri  700 bin satmış. 1986 yılında kendisine İspanyol kültürünü ve edebiyatını Çin’de tanıtmaya katkılarından dolayı Alfonso X El Sabio madalyası veriliyor.

O kadar çok düşündürdü ki bu hayata sığanlar, bir çevirmenin tercihleri… Türkçeye aktarmadan edemedim.

Kaynak: http://cultura.elpais.com/cultura/2016/05/30/actualidad/1464640066_839649.html?id_externo_rsoc=FB_CM

Fotoğraflar internetten alınmıştır.

BİR DÖNEMDEN DİĞERİNE – JAPONYA’DAN BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ

Bazı öyküler insanı derinden etkiliyor. Aklının içinde dönen sorular ve binlerce düşünce… Bu yaşam öyküsü de benim için öyle oldu. Japonya’nın feodal döneminden modernleşme sürecine girdiği, Batı’ya dair her şeyin hızla Japonya’ya aktığı bir dönemde yaşamış, o dönemi şekillendirmiş bir isim Yukichi Fukuzawa.

fukuzawa

Fukuzawa, alt kademe bir samuray ailesinden geliyordu. Çocukluk ve gençlik yıllarında Japonya’da sınıflar arası fark o kadar kesin belirlenmişti ki “sanki bu durum insanoğlunun icadından çok doğanın değişmez ve kaçınılmaz bir kuralı imiş gibi (Blacker, 2006: 3)” değiştirilemez görülüyordu. Fukuzawa çocukluğunda bu duruma öfke duyarak, nasıl uzaklaşacağını düşünürken önüne gelen bir fırsatla Hollanda Bilimi (蘭学) çalışma yolu önünde açılır. O dönemde Japonya’nın kapıları dünyaya kapalıydı. Sadece Hollandalılarla ticari ilişkilerini sürdüren Japonlar için bilim ve Batı dünyası da o kanaldan ülkeye girmekteydi. Özellikle tıp ve fen bilimlerinden yapılan çevirilerin yeri önemliydi. Fukuzawa, başlangıçta kendisi için kaçıştan başka bir şey olmayan bu dünyada kısa zamanda ilerler. O dönemde hem içinde yaşadıkları toplum o ve aynı alandaki arkadaşlarını tuhaf bulup eleştirirken, onlar da klasik eğitim alanlara karşı olumsuz duygular taşırlar. Bunu günlüğünde şöyle aktarmaktadır:

“Şunlara bakın” diye başlardı içimizden biri, “İyi elbiseler giymişler ama yapabildikleri tek şey bu. Bir şey öğrendiklerini sanıyorlar, hocalarından şu saçma sapan dersleri dinliyorlar ama o da sadece yüzyıllardan beri nesilden nesile geçerek bugüne ulaşan, aynı eski küflenmiş teorileri tekrarlayıp duruyor. (Fukuzawa, 2006: 94)”

yukichi-fukuzawa-nin-ozyasam-oykusu20140414190929Amiral Perry 1854 ylında Japonya’yı dünyaya kapılarını açmaya zorladığında, Fukuzawa 18 yaşındadır. Bir dizi olay onu Hollanda Bilimi üzerine çalıştığı yerden ayrılmasına neden olur. Kendi sözleriyle Yedo’ya (Edo) gidişinin ertesi yılı 1959’da Beş Ülke antlaşması imzalanır. Japonya’nın kapıları bu ülkelere ve Batı dünyasına açılmış olur.  Hollanda Biliminde, kendisini geçilemez gören Fukuzawa için hayatını tamamen değiştirecek gelişmelerdir bunlar. Yokohama’ya gittiğinde yabancı tacirlerin dilini anlamamış,  onların dilinde yazılı şeyleri okuyamamış olmak onda büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Yılların emeği çöpe gitmiş gibidir. O sırada İngilizce’nin geleceğin dili olduğunu fark eder ve İngilizce öğrenmeye karar verir. O dönemin koşullarında İngilizce öğretecek biri, hatta sözlük bulabilmek bile çok zordur. Güç koşullarda İngilizce öğrenmeyi başarır. – Kendini dil öğrenmeye adamış biri için bu hikaye çok etkileyici, mutlaka kitaptan okursunuz-  1962 yılında Japonya’nın Amerika’ya gönderdiği heyette yer alır. Avrupa’da da bulunur. Sonrasında ülkesinde, dış dünyayı yazmaya başlar. Amacı Japonlarda eksik olduğuna inandığı iki şeyi öğretmektir: Bilim ve bağımsızlık ruhu. Yazdıkları ile ilgili şunları dile getirir: “Kitaplarımın içeriğinin kendi toplumsal şartlarımıza uyarlanacağına dair hiçbir fikrim yoktu… Kısacası kitaplarımı Batıdan hikayeler ya da hayal ülkesinden tuhaf masallar olarak yazıyordum.” Ancak bu sözlerine rağmen yazdıkları çok etkilili olur. O dönemde Japonya’da Batı hayranlarına karşı saldırılar yapanlardan korktuğu için evine kapanır ve çok sayıda kitap üretir. Hükümette kendisine önerilen görevi bizzat yazdığı gibi kabul etmez. Çok satan bir gazete ve bir üniversite kurar.

Bence Japon modernleşmesinde yaşanan şeylerin, o geçişin  güzel bir yansıması bu kitap. Özellikle dil öğrenmekle ilgili bölümü beni çok etkiledi. Bugünü farklı bir açıdan düşündürdü. Tarihe, Japonya’ya, insanoğlunun dönüşümüne ilgi duyuyorsanız okumanızı öneririm.

Kaynak: Yukichi Fukuzawa’nın Özyaşam Öyküsü, Çeviren: Esra Üstündağ Selamoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006.

KOTODAMA İSTANBUL

Esin Esen’in kurucusu olduğu Kotodama İstanbul, Türkiye’de Japonya, Japonya’da Türkiye temaları ortak kitaplar dizisidir.

Dizinin ilk kitabı Kotodama İstanbul -Hajimari 2015, Japonca Türkçe iki dilde yayınlanmış, 70 kişinin katkılarıyla oluşturulmuştur. Detaylı bilgiyi linkte bulabilirsiniz.

logo2

Japonya’da Kalan Son Kamishibai (kağıt tiyatrosu) Ustası Sugiura Tadashi’nin Hikayesi

1975’lerde tüm Japonya’da 50000 kadar olan kamishibai (kağıt tiyatrosu) ustası varmış. Bugün halen bu işi sürdüren son ustaymış Sugiura Tadashi. 80 yaşında. Osaka’da motosikletiyle dolaşarak yaptığı kamishibai gösterilerinden kazandığı parayla yaşıyormuş. Bir yere geldiğinde videoda göreceğiniz gibi bir ipe bağlı iki tahtayı birbirine vurarak geldiğini çocuklara haber veriyor. Çocuklar tezgahın çevresinde sıraya girip 50 yen karşılığında bizim macunlarımıza benzeyen mizuame, şekilli kurabiye katanuki, Tenkasu senbei denilen pirinç kurabiyeleri, bizim kağıt helvaları andıran bir malzemeden yapılan tavşan şeklindeki senbeiler alıyorlar. Alışveriş bitince bu sefer Tadashi Usta’nın kamishibai gösterisi başlıyor. Depremden sonra oradaki çocukların düşlerini yitirmemeleri için hayabusa adlı bir kamishibai öyküsü yaratmış. Deprem bölgesinde dolaşarak çocuklara asla vazgeçmemeyi öğreten bu öyküyü anlatıyormuş.Herkese güzel bir hafta dileğiyle.