Esin ESEN PhD

Home » 2015 » June

Monthly Archives: June 2015

DOĞU’NUN MERKEZİNE SEYAHAT 1850-1950

Pierre de Gigord Koleksiyonu’ndan İstanbul’da Gezginlerin 100 Yılı

 

1990’ların başıydı İstanbul’a seyahat eden “turistlere” bu şehri tanıtmaya başlamam. Bana en şaşırtıcı gelen insanların buraya kafasındaki “şehirle” gelmesiydi. Bir yere gitmek değil, kafasında oluşturduğu/oluşturulan imgeye gitmekti onlar için yolculuk.

O imge gerçekle örtüşmediğinde, algılarının var gücüyle geçmiş seyyahların kurguladığı o hayale tutunmaya çalışmaları, gördükleri değil de bildiklerinden emin olduklarını aramaları hala aklımda. Havaalanında karşılarında modern, kendi dillerini konuşan, neşeli bir genç kız bulmak o imgedeki Doğu’ya uymuyordu elbette!

Doğu’nun Merkezine Seyahat sergisi, “o imgeye seyahat etmeye” istekli “turistlerin” algısındaki prototiplerin nasıl kurulmuş olduğunu gözümüzün önüne seriyor. Reklam afişlerinde, resimlerde belki o zaman bile olmayan bir Doğu hayalinin sunulduğunu görüyoruz.

+20150626_102905

***

Serginin koridorlarında buradan geçmiş yazarlardan alıntılar yer alıyor:

“Ne garip bir kent Konstantinopolis! İhtişam ve sefalet, gözyaşları ve sevinç; başka yerlerdekinden çok daha fazla keyfî davranış, ama aynı zamanda da daha fazla özgürlük var burada”

Fransız yazar Gérard de Nerval (1808-1855) böyle diyor yayıncısına yazdığı mektupta. “Kendisini demiryolunun düz mantığına değil, yolcu arabalarının rastlantısallığına bırakmış kaprisli bir seyyah olarak tanımlar. Rastlantı, Nerval’e göre yaratıcılığın ve mucizenin kapılarını açmaktadır. Kuralların kör edici arenasında hayatta kalma mücadelesi vermektense, rastlantının beşiğinde bir çocuk kadar saf rüyalar görmek onun öncelikli tercihidir.”

***

Orient Express hiç kuşkusuz adıyla, afişleriyle Batılıların imgelerindeki İstanbul olgusunu oluşturan öğelerden biri. Sergide filmin fragmanı sesli olarak dönüyor. Afişler ve diğer görsel içerikle birlikte yolculukla ilgili bilgiler de küçük küçük yer alıyor.
1883’de hafta da iki kez başlamış seferler. 1891’de tren Orient Express adını almış. Başlangıçta Tuna Nehri gemiyle geçiliyor, oradan buharlı bir gemiyle İstanbul’a varılabiliyormuş. Trenin ilk molasız yolculuğu 1889’da yapılmış 67 saat sürmüş. 1977 yılına kadar seferlere devam eden tren, yol üzerindeki ülkelerin mutfağını ve müziklerini de müşterilerine sunuyormuş.

Şirket 1895’de Pera Palas’ı almış. Pera Palas Hotel ile ilgili bilgi ve görsellerin yer aldığı sergide Pera Palasın mütareke döneminde işgal kuvvetlerinin karargahı gibi kullanıldığı bilgisi de bulunuyor: “Mütareke dönemi boyunca bu salonlar adeta işgal kuvvetlerinin karargahına dönüşmüş, Osmanlı Devletinin geleceğine ilişkin pek çok karar bu salonların gizemli ortamında alınmıştı.”
1995’lerde Japonya’dan gelen Pera Palas turist gruplarıyla tur yapmıştım. Özel olarak o oteli seçen, otelin o dönemdeki eskiliğine rağmen severek kalan o insanların hayalleri bana da geçmişti. O güzel cafesinde çay içmek, piyano sesi ve onlarca detay insanın hayalinde durduğu yere göre Doğu ya da Batı imgesinde ne çok şey uyandırıyor.

Sergide sırasıyla Batı’dan gemi ve uçak yolculuklarıyla ilgili görseller de yer alıyor. Doğu’nun Merkezine Seyahat 1850-1950: Pierre de Gigord Koleksiyonu’ndan İstanbul’da Gezginlerin 100 Yılı sergisi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde 17 Ekim’e kadar ücretsiz olarak gezilebilir.

 

This slideshow requires JavaScript.

 

Journey to the Center of the East 1850-1950/ 100 Years of Travelers in İstanbul from Pierre de Gigord Collection

“The exhibition tells the tale of İstanbul-centered travels of curious Westerners, who ventured out to the East from the 18th century onwards to quench their thirst for knowledge and discovery in their respective areas of interest.

Based on the changing profile of travelers of the East in time, it is possible to build a broad spectrum of people extending from missionaries, scientists, and merchants to politicians, adventurers, and artists. A crowded group of professionals including geographers, archaeologists, linguists, architects, botanist, and men of the cloth, traveled across Eastern geography from late 18th until mid-19th century.

After the Crimean War, the expedition-oriented, research language maintained until the 1850s was replaced by a travel-group language that devoured the Eastern culture. By then, the object of travel was no longer the information-gathering and interpreting travelers that scientific institutions sent to the East, but a type of tourist that rapidly pillaged this mysterious geography over images their predecessors created.

Based on materials selected from the vast collection of Pierre de Gigord, one of the leading collectors of Ottoman-era photographs and ephemera in the world, “Journey to the Center of the East 1850-1950” sheds light upon early years of mass tourism that replaced individual journeys of discovery, and the transformation of travel culture.”

 

 

WA ÜLKESİNİN KADINLARI- Heian Dönemine Dair Bir Öykü

 

Bin yıl önce saray kadınlarının oluşturduğu Heian dönemi Japon kadın edebiyatına dair bir öykü. Öykünün özelliği tamamen bilimsel verilerle oluşturulmuş olması. Anlatımı kurgularken yine o dönemin öğelerinden yararlandım. Bu hanımlardan birinin edebiyata kattığı bir türde yazdım.. Fırçaya itaat (zuihitsu). Fırça akar gider yazar ona itaat eder… eserlerinde kullandıkları sözcüklerle metni oluşturdum. Eserlerindeki felsefeden, kıyafetlerine yazılarından örneklere kadar pek çok ayrıntıyı da kullandım… Görsele tıklayarak yazının tamamını okuyabilirsiniz.

Wa ulkesinin kadinlari

A short story on Heian women’s literature, written in Turkish. It has been written in zuihitsu form by using prominent Heian women writers words and expressions. It has been built on Tosa Nikki, Kagero Nikki, Makura no Soshi, Izumi Shikibu Nikki, Murasaki Shikibu, mono no aware etc.  And some translations from these works have been included (classical Japanese).
Esin ESEN, “Wa Ülkesinin Kadınları” Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, S. 39, s. 62-69, 2011.
――――, 「和国の女」Lacivert – 詩・短編小説誌, V. 39, p. 62-69, 2011. (平安女流文学における短編小説) (トルコ語)
――――, “Women of Wa Country” Lacivert – Journal of short stories and poetry, V. 39, p. 62-69, 2011. (A short story on Heian Period Women Literature) (in Turkish)

14. JAPONCA ÖĞRETMENLERİ TOPLANTISI/ 14回トルコ日本語教師会大会

Türk Japon Vakfında 13-14 Haziran 2015 tarihlerinde Japonca Öğretmenleri Toplantısının on dördüncüsü düzenlendi. Bu toplantıyla birlikte çok güzel bir oluşumun ortaya çıktığını, artık daha görünür, daha etkin ve kalıcı çalışmaların yapılabileceğini görüyorum. Yapılan sunumlar mevcut Japonca çalışmalarına yeni açılar getirirken, algıyı, doğal Japoncayı, Japonca öğrencilerinin iş olanaklarını, Japonca öğretimindeki mevcut sorunları ele alarak çok önemli yaklaşımlar sundu.

Toplantıda yabancı konukların yanı sıra, Türkiye’den 60’ın üzerinde Japon ve Türk, Japonca öğretmeni katıldı. Üniversiteler başta olmak üzere, liseler ve Japonca kurslarının da aralarında bulunduğu 30’a yakın kurum temsil edildi. Bu açıdan bugüne kadar yapılan toplantıların en kapsamlısı ve kapsayıcısı olduğunu söylenebilir. Bu da alanda olan yeni yapılanmanın etkisine işaret ediyor.

Aşağıda toplantıda yer alan sunumlardan kısaca bahsedeceğim.

14. Japonca ögretmenler toplantisi

13 HAZİRAN

AÇILIŞ KONUŞMALARI

Toplantı Prof. Dr. Cafer Tayyar Sadıklar, Japonya Ankara Büyükelçiliğinden Sawako Kanai ve Türkiye’nin ilk Japon Dili ve Edebiyatı Profesörü Prof. Dr. Ayşe Nur Tekmen’in sunumlarıyla açıldı. Her üç konuşmanın da ortak noktası Türkiye’deki Japonya ile ilgili çalışmaların kazandığı ivme ve bu toplantının bunu gösterdiği mesajıydı.

Tekmen’in, Türkiye’de Japonca eğitiminin çocukluktan, gençliğe geçmekte olduğunu söylemesi ise en akılda kalan şeylerden biriydi. Gerçekten bir dönemin değişmesine, bir değişime tanıklık ettiğimizi düşündürttü.

TAKIURA MASATO’NUN KONUŞMASI/ 滝浦真人:Konuk konuşmacı olarak Japonya’dan Takiura Masato Hoca (Hōsō Üniversitesi) katıldı. Konuşması son derece ilginçti. Burada konuşmasının beni etkileyen bölümünü aktarmaya çalışacağım: Klasik yaklaşımların ötesine geçerek, Japonca dediğimiz, öğrettiğimiz şeyin aslında 100 yıllık bir geçmişi olduğunu滝浦真人, hyōjungo adı verilen standart Japon dilinin oluşturulup eğitim aracılığıyla yeni nesle aktarılmasıyla yerleştiğini vurguladı. Anlattığı şey özünde bizde de olmak üzere pek çok ülkede benzerlik gösteriyor. Japonya’da 1910 yılına kadar ortak bir dilin olmadığı ve sōrōbun denilen yazı dilinin Japonya’nın farklı yerlerindeki kişiler arasındaki ortak iletişim dili olduğunu belirtti. Bu konu Gülzemin Özrenk Aydın’ın (2010) Japonya ve Türkiye Dil Politikalarını ele aldığı tez çalışmasında detaylarıyla yer alıyor. Günümüzde kullanılan “ohayō gozaimasu” gibi selamlama biçiminin standart dilin eğitimde yer almasıyla birlikte Japoncaya girdiğini, daha öncesinde selamlamanın ünlem, adıyla hitap etme ve bir konu açarak yapıldığını (örn: Hey, Tarō, bugün soğuk değil mi?) söyledi. Bugün hala bu eski selamlama şeklinin nüvelerinin dilde bulunduğunu söyledi. Başlangıçta okul kitaplarında kitapyer alan yeni selamlama şeklinin sadece okul ortamında kullanıldığı, aile içinde tuhaf karşılandığı ancak ikinci nesilden sonra yerleşmeye başladığını anlattı. Tanizaki’nin Sasame Yuki eserinin bunun örnekleriyle dolu olduğunu da ben parantez içinde ekleyeyim.

Bunun dışında nanba-aruki (sol kol, sol ayak) şeklinde yürümenin özünü ve Batı etkisiyle birlikte Batılı askerlerin yürüme şekli olan sol kol, sağ ayak ya da tersinin Japonya’ya girişini aktardığı bölüm aslında kültürün, algının nasıl değiştiğini, geçmişle bağların yittiğini, eskiden var olanların niçin öyle olduğunun unutulduğunu ve pek çok şeyi düşündürttü. Dinlemekten keyif aldığım bir sunum oldu.

 

PANEL:

Panelde Türkiye’de Japonca eğitiminin mevcut durumu ve sorunları ele alındı. Panelistler Türk Telekom Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Japonca öğreten Berna Dağlı Sürmen, Türk-Japon Kadınları Dostluk ve Kültür Derneğinden Yuriko Kanai, Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümünden Ikuko Murakami, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Tolga Özşen’di.

TRT NIHONGO

Panelin hemen ardından Ryoko Asano söz alarak Nisan 2015’den itibaren yayın hayatında geçmiş olan TRT Nihongo yayınlarından bahsetti.

DOSTLUK YEMEĞİ

Kyoshikai 2014Akşam katılımcıların bir kısmının yer aldığı akşam yemeğinde vakfın yakınlarındaki bir sushiciye gittik. Eğlenceli, kahkaha dolu bir akşamdı. Uzun zamandır görmediğim hocalarla görüşmek, yeni meslektaşlarımla tanışmak, sohbet etmek keyifliydi. Aniden çıkan bir yağmur ve soğuğu bizi sohbetlerimiz tamamlanmadan masadan kaldırmış oldu.

 

14 HAZİRAN

SUNUMLAR

Sunumlar iki ayrı salonda paralel olarak yapıldı. Şimdilik kendi dinleyebildiğim sunumları ekliyorum.

Esin ESEN: Ben sabahki ilk sunumlardan birini yaptım. Konuşmamda doğal Japoncanın öğretilmesi gerektiğini vurguladım. Japon dil politikalarına göre Japonca Esin Esen- Kyoshikai 2015öğretimi Japonlara yönelik Kokugo (milli dil) ve yabancılara yönelik Nihongo olarak ikiye ayrılıyor. Kokugo
kitaplarında Japon dilinin en temel özelliği olan okuyucu-dinleyici sorumluluğu dilin bir parçası olarak yer alırken, bunun içinde öznenin genel olarak kullanılmadığı da görülüyor. Yabancılara Japonca öğretmeye yönelik kitaplarda ise Japoncada olmayan bir şekilde öznenin belirtik olduğunu görüyoruz. Sunumumda mevcut müfredatımız içinde buna nasıl çözüm getirebileceğimize dair görüşler ortaya koydum.

Gonca Varoğlu

Gonca VAROĞLU: Sabah ilk sunumlardan bir diğeri vakfın ikinci salonda yapıldı. Doktora tezini de bu konuda sürdüren Varoğlu Japonca deyimlerinin öğretilmesini, bilişsel açıdan yola çıkarak aktardı.

 

Tolga Özşen

 

Tolga ÖZŞEN: Konuşmasında öğrencilerinin deneyimlerinden yola çıkarak farklı kültürler arasındaki görünmez duvarın nasıl aşılacağından bahsetti. Özşen’in bilimsel çalışmalarını Japon kırsalında sürdürmüş olması, konuyu bizzat gözlemlemiş olması da konuyu ele alış şekline katkı sağladı. Keyifli bir konuşmaydı.

Taiki YoshimuraTaiki YOSHIMURA: –masu biçiminin Türkçe ve Japoncadaki farklılıklarının ele alındığı konuşma, diğer tüm konuşmaları destekleyen bir içeriğe sahipti. Japonca ve Türkçe arasında benzerliklerin farklılıkların eğitimde nasıl kullanılabileceğine de işaret etmesi önemliydi.

 

Nagehan AvdanNagehan AVDAN: Japonca işaret sözcüklerini bilişsel açıdan ele alan konuşması, Türk-Japon algısındaki benzer g
örünen ama farklı olan yerlere işaret etmesi açısından önemli bir bakış açısı getirdi.

 

Kenji Kawamoto

 

Kenji KAWAMOTO: Japonca eğitimde kültürler arası anlayış üzerinde duran bu çalışma tüm
diğer çalışmalarla bütünlük içinde, kültür ve algıyı ele alıyordu.

 

 
Ayşe Nur TekmenAyşe Nur TEKMEN: Çok ilginç bir konuşmaydı. Algı-biliş üzerinden Japonca yeni bir açıdan bakarak, mevcut çalışmaların eksikliğini tek taraflı Batı dilleri odağında oluşturulmuş olduğunu da ortaya koyan bir sunumdu. Bir anlamda “kral çıplak” dedi. Batı bakış açısından bağımsız Türkçe ve Japonca gibi algısal olarak da farklı diller üzerinden yapılan çalışmaların ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha hissettim.

 

Levent TOKSÖZ: Japoncaya yabancı dilden girmişLevent TOKSÖZ sözcükler ve yarattığı intibaa üzerine 120   kişiyle yaptığı istatistik çalışmasını aktaran bir konuşma yaptı.

Tomoyuki ISHIYAMATomoyuki ISHIYAMA: Japonca öğrenen Türk öğrencilerin sesli hecelerin sessizleştirilmesi algısı üzerinde duran çalışma çok ilginçti. Sesin dijital olarak analiziyle öğrencinin ne yaptığının, nasıl telaffuz ettiğinin tespit edilmesi, aldığım linguistic dersinin biraz geçmişte kaldığını hissettirdi.
Aydın ÖzbekAydın ÖZBEK: Türkçe ve Japonca’da bulunan morfolojik olarak edilgen ancak anlamsal olarak edilgenlik bildirmeyen ifadeler karşılaştırılarak incelendi. Dili sadece dilbilgisi üzerinden değil, algı ve anlam yönünden de inceleyip, dil öğrenenlere bu noktaları da öğretmenin modern dil eğitiminde kaçınılmaz bir gerçek olduğu bu örnekler üzerinden belirtildi.

WORKSHOP: Salondaki oturma düzeninin değiştirilerek katılımcıların gruplar halinde oturduğu workshopu konuk konuşmacı Takiura Masato hoca yaptı.

BİTERKEN: Dolu dolu iki günün sonunda Türkiye’deki Japonca eğitiminin geleceği biraz daha şekillendi. Bu çalışma bizlere, güzel bir oluşumun artık kurulmakta olduğu, daha bilimsel, görünür, evrensel çalışmaların yapılacağını, Türkiye’den Japonca eğitimcilerin de dünyada Japonya eğitimine farklı açılar getirip, katkı sağlayacaklarını da göstermiş oldu.