Esin ESEN PhD

Home » 2015

Yearly Archives: 2015

KÜLTÜREL ETKİLEŞİMLER: JAPONYA

kulturel etkilesimler

EDİTÖRLERDEN :Ali Volkan Erdemir – Esin Esen

Uzak iklimleri bir birine bağlayan, her biri kendi alanında söz sahibi akademisyenler ve sanatçılar bu dosyada bir araya geldi. Japonya’dan ve Türkiye’den sesler iki ülke arasındaki ‘naif romantizm’e bir selam gönderip, yerine bu coğrafyada pek bilinmeyen bir Japon imgesinden bahsetti. Bu imgede devasa bir kültür haritasından ayrıntılar var. Kadim zamanlardan, atom bombasına, her iki ülke arasındaki sanatın etkileşimine, etnik kültürlerden, kadim Japon kadınlarına, zenci bir samuraydan, haikuya kadar pek çok konu ele alındı.

Etsuko Shindō, Japon bir yazar. Yazısında çocuk kitaplarını yazmaya nasıl başladığını anlatıyor. Satırları bizleri, Japonya’daki çocuk kitapları satan kitapçılarda gezmeye davet ediyor.

Aynur Küçükyalçın, ilk Türk sumi-e (Japon mürekkep resmi) sanatçısı. Yazısı Japon algısına dair muhteşem ipuçları sunuyor. Japon resmini anlarken atmamız gereken ilk adımlara işaret ediyor.

Aydın Özbek’in yazısı, Türkiye’deki Japonya algısını kısa bir tarihsel süreç içinde ele aldıktan sonra, Japonya konusunda bugüne değin pek değinilmemiş ya da değinilmekten kaçınılmış Ainular – Japon yerlileri üzerine odaklanıyor.

Erdal Küçükyalçın, Yasuke adlı öyküsünde zenci bir samurayı konu ediyor. Japonya ve Mozambik… Binlerce yıldır aynı yerde duran Baobab ağacı Mlapa… ve zenci samuray Yasuke. Gerçek bilgiler üzerine kurgulanmış bu öykü, okuyucusuna bilinmeyen bir zamanın şiirselliğini sunuyor.

Filiz Yılmaz, bildiğimizi sandığımız bir dönemin bize yabancı bir yönünden Japonya’da atom bombası edebiyatından bahsediyor. Çok hüzünlü, bir o kadar da bilinmesi gereken şeyler onun satırlarından bize ulaşıyor.

Charles Trumbull, Güneybatı Amerika’nın doğasını o topraklara özgü haiku şiirleri aracılığıyla anlatıyor. Hiç tanımadığınız bir coğrafyayı, yetmişli yaşlarındaki şairin çocukluğuna, gençliğine dair anılarını on yedi hecelik şiire capcanlı sığdırışı, insanı haikunun sihrine inandırıyor.

Tsuyoshi Sugiyama ve Kajii Motojiro’nun “Limon” adlı öyküsü özenli ve anlaşılır bir Türkçeyle okuyucuya ulaştırıyor. Türkiye’de bilinen Japon edebiyatı Avrupa ve ABD’de popüler olan eserlerin çevirilerinden ibaret; bu noktada Sugiyama’nın Japoncadan çevirdiği öykü daha da önem kazanıyor.

Yusuf Eradam, şair, yazar, düşünür, fotoğraf sanatçısı, tiyatro eleştirmeni, çevirmen ve besteciliğinin beslediği haikularında, kendi deyişiyle ‘az olanda çoğu’ sanatsal bir biçemde, sadelikle ortaya koyuyor.

Esin Esen, kadim Japonya’dan kadın şairlerin sesini duymamızı sağlıyor, sözün ruhu bugüne geliyor.

Rie Kudō Caymaz Japon bir minyatürcü. Bir Japon olarak minyatür sanatına yaptığı yolculuğu anlatıyor. Bin üç yıl önce söylenmiş bir Japon şiirinin minyatürünü bizimle paylaşıyor.

Tolga Özşen, Türkiye’de genel olarak çalışkan, disiplinli, saygılı gibi yüksek değerlerle tanınan Japon insanının mutlulukla ilişkisini, tarihsel dönemler içinde toplumsal ve kültürel değişimler bağlamında inceliyor. Mutluluğun varsıllıkla mı, doğa ile derinleşen ilişkide mi, ya da farklı bir yöntemde mi elde edildiğini, elde edilip edilemeyeceği soruları da Japon toplumu üzerinden bizleri de merakla düşündüren sorular.

Ryō Miyashita, Japon Osmanlı uzmanı ve Orhan Pamuk kitaplarının çevirmeni. Bu iki özelliği, divan şiirini Japoncaya çevirmek üzerine kaleme aldığı yazısında bir araya geliyor. Kültürümüzün Japon kültürüne nasıl aktarılabileceği üzerine onunla birlikte akıl yürütmek okuyucu için de keyifli bir deneyim oluyor.

Ali Volkan Erdemir, Taneda Santōka’nın yaşamına kısaca değindikten sonra haikularını Japoncadan çevirirken yine Japonya’da ilk Nobel Edebiyat Ödülü alan (1968) Kawabata Yasunari’nin yaşamına kısaca dokunup onun üzerine yazdığı “Usul Yürek” adlı şiiri ilginize sunuyor.

1930’LARIN SONLARINDA JAPONYA’DA KADIN OLMAK: GELENEK VE MODERNLİK ARASINDA BİR ROMAN KAHRAMANI

Roman Kahramanları Dergisinin 21. Sayısında Japon roman kahramanları yer aldı. Ben de, Jun’ichirō Tanizaki’nin Sasame Yuki Eserindeki Taeko karakterini yazdım. Savaşın ayak seslerinin duyulduğu dönemde Japonya’da kadın ve roman içinde farklı kadın karakterlerinin ele alınışı üzerinde durdum.

Esen, Esin, “1930’ların Sonlarında Japonya’da Kadın Olmak: Gelenek ve Modernlik Arasında Bir Roman Kahramanı” Roman Kahramanları Dergisi,S. 21, s. 27-32, İstanbul, Ocak-Mart 2015.

Japon Roman Kahramanları Esin ESEN

Esen, Esin, “Being a Women in Japan in 1930’s: A Novel Heroine between the Tradition and the Modernism” Roman Kahramanları (Novel Heroes) Literature Magazine, V. 21, p. 27-32, Istanbul, January-February 2015. (Essay about Jun’ichirō Tanizaki’s Sasame Yuki and Taeko character)
エセン・エシン,「1930代末の日本において女性であること―伝統とモ ダ二ズムのはざまを生きる小説ヒロイン」、Roman Kahramanları (Novel Heroes) 文学誌、V. 21, pp. 27-32, Istanbul, 2015 年1-2 月 (谷崎潤一郎 『細雪』のヒロイン妙子に関するエッセイ)

TRT日本語ラジオ放送

日土世界に初めて足を踏み込んでから25年が過ぎた。自分自身の成長と共にこの世界も成長・変化していく姿を見るのは、非常に喜ばしいことである。

一方、日本での報道の陰で、日本からトルコを訪れる観光客の数が減っているということを耳にする。また、韓国や中国のトルコにおける活動が大きく支持されているのを目の当たりにしている。このことは、極東の中心が日本から他の国に移って行くことを感じさせられる。

しかし、それにも関わらず、日土世界に情熱を注いでいる人々の素晴らしい活動も続いている。このことは希望と喜びを与えてくれる。

そのひとつがTRT日本語が報道の世界にデビューしたことである。しかもラジオ放送もあるのだ。webサイトでは、トルコのニュースを日本語で読むことができる。

ラジオ番組は、浅野涼子が作成し、自ら放送を行っている。最初の頃の放送を偶然耳にしたのだが、
生き生きとして元気いっぱいの日本人の声がトルコの面白い話やニュースを伝えていた。どれだけ驚き、どれだけ嬉しい気持ちになったことか!

ラジオ放送のターゲット聴取者は、トルコ在住の日本人、日本語を知るトルコ人、そして日本のみなさまであろう。ラジオ番組は1時間放送(ポッドキャスト版は4時間)である。浅野涼子は、その日の出来事や面白い話題を、まるで私たちと本当におしゃべりしているかのように、陽気に、かつ真心を込めて語りかけてくれる。

そして、番組は次のRyoko Asanoような挨拶で始まる。「トルコの皆さん、こんにちは! 日本の皆さん、こんにちは! 世界の皆さん、こんにちは!」

ニュースは、TRTのニュースの中からリスナーたちの興味を引きそうなものを取り上げ伝える。このニュースを聴くことで、トルコの最新ニュースを簡単に手に入れることができる。番組では、新聞のトップニュースの要旨も紹介される。このほか、トルコに関する様々なテーマが取り上げられる。 また、「カンタンな にほんごの ニュース」コーナーもある。このコーナーは、特に日本語を勉強する人にとって大切である。

トークやニュースの合間にトルコの音楽も流れるが、TRTに提案したいのは、その音楽を日本人リスナーや日本語を聴くためにラジオの前に座っているトルコ人リスナーのことも考えて選曲することである。また、トルコ文化を全く知らない人に興味を持ってもらうために、曲の前に楽曲情報を一言でアナウンスするという手もある。

「24時間いつも番組のことばかり考えている」という浅野涼子に、心の底から称賛の言葉を贈りたい。彼女の明るく元気な声を聴くのは大きな喜びだ。

日本の報道機関もTRT日本語のラジオ放送を参考にすることを望む。TRT日本語ラジオがさらに多くの人に愛されるよう願いを込めて・・・。

***

TRT日本語ラジオは以下の時刻に、衛星ラジオとインターネット放送で聴くことができる。
13:30~14:30 (トルコ時間)
19:30~20:30 (日本時間)
また、お好きな時間にインターネットでポッドキャスト版を聴くことができる。(写真をクリックしてください。)

その他、TRT日本語情報は以下の通り。
TRT日本語公式サイト http://www.trt.net.tr/japanese
TRT日本語公式Facebook ページhttps://www.facebook.com/trt.japanese
TRT日本語公式Twetter アカウント@TRTJapanese

TRT JAPONCA RADYO

Japon dünyasına ilk adımımı atmamın üzerinden yirmi beş yıl geçmiş. Benimle birlikte bu dünyanın da geliştiğini, değiştiğini görmek büyük mutluluk veriyor. Bir yandan Japonya’da yayınlanan haberlerin etkisiyle Japonya’dan gelen turizmin etkilenip azaldığını duyuyoruz. Bir yandan Kore ve Çin çalışmalarına büyük destek olduğunu görüyoruz. Uzak Doğu’nun merkezinin yer değiştirdiğini hissettiriyor bu gelişmeler.

Tüm bunlara karşın da Türk-Japon dünyasında bu konuya kendini adamış bireylerin kişisel çabaları ve fedakarlıklarıyla çok güzel şeyler oluyor! Bu bana ümit ve sevinç veriyor.

Bu güzelliklerden biri de TRT Japoncanın yayın hayatına geçmesi. Hem radyo yayınları var. Hem web sayfasından
Japonca Türkiye haberleri okunabiliyor. Programları Ryoko Asano hazırlayıp sunuyor. Tesadüf eseri duyduğum ilk yayınlarından birinde cıvıl cıvıl hayat dolu bir Japon’un sesi, Türkiye’den ilginç konulardan bahsediyor, haberler veriyordu. Ne kadar şaşırıp sevindiğimi anlatamam!

YaRyoko Asanoyınların hedef kitlesinin hem Türkiye’de yaşayan Japonlar ve Japonca bilen Türkler, hem de Japonya olduğu anlaşılıyor. Yayın dört saat kadar sürüyor. Asano, o gün yaşadığı bir şey, ilgisini çeken bir olay gibi bir konuyla sanki kendisi bizimle gerçekten sohbet ediyormuş gibi sıcak ve içten bir tarzda yayına başlıyor. “Japonya’daki herkese merhaba! Türkiye’deki herkese merhaba! Tüm dünyadakilere merhaba!”

TRT’nin haberlerinden dinleyicinin ilgisini çekeceğini düşündüğü şeyleri seçerek sunuyor. Bu haberleri takip etmekle Türkiye’nin o günkü gündeminden rahatlıkla haberdar olunabilir. Gazetelerden öne çıkan başlıklardan da bahsediliyor. Türkiye ile ilgili çeşitli konular yer alıyor. Ayrıca Kantan na Nihongo no Nîsu -basit Japonca haberler diye bir bölüm var. Bu bölümün özellikle Japonca öğrenenler için çok önemli olduğuna inanıyorum. Konuşmaların arasında Türkçe şarkılar yer alıyor. Şarkı seçimlerinin Japon dinleyiciye ya da Japonca dinlemek için o radyoyu takip eden Türk dinleyiciye ne kadar hitap ettiği üzerine düşünülmesi, anket yapılması programa katkı sağlayacaktır. Yine bu kültüre tamamen yabancı biri için, seçilen şarkılar hakkında ilgi çekici bir iki cümle eklenmesi düşünülebilir.

Böyle bir yayının olmasının en büyük katkısı -her ne kadar yayın kuruluşlarının Türkiye temsilcileri varsa da-  Japonya’ya ağırlıklı olarak İngilizce kaynaklar üzerinden ulaşan Türkiye ile ilgili haberlerin doğrudan ulaşabilmesi. Bu bakış açısıyla Japon yayın kuruluşlarının da bu yayınlardan haberdar olarak kullanmasını diliyorum.

Yirmi dört saat program üzerinde düşünüp hazırlandığı söyleyen Sevgili Ryoko Asano’yu yürekten tebrik ediyorum. Onun hayat dolu sesini, Japoncasını duymak büyük bir keyif. Yayınların daha geniş bir kesime ulaşması dileğiyle.

 **

 Her gün aşağıdaki saatlerde uydu veya internet üzerinden dinleyebilirsiniz.
13:30~14:30 (Türkiye saati)
19:30~20:30 (Japonya saati/)
Dilediğiniz zaman internet üzerinden önceki programların kayıtlarına ulaşıp dinleyebilirsiniz.

Diğer iletişim bilgileri şöyle:
TRT Japonca Sayfası: http://www.trt.net.tr/japanese
TRTJaponca Resimi Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/trt.japanese
TRT Japonca Resmi Twetter Hesabı: @TRTJapanese

DOĞU’NUN MERKEZİNE SEYAHAT 1850-1950

Pierre de Gigord Koleksiyonu’ndan İstanbul’da Gezginlerin 100 Yılı

 

1990’ların başıydı İstanbul’a seyahat eden “turistlere” bu şehri tanıtmaya başlamam. Bana en şaşırtıcı gelen insanların buraya kafasındaki “şehirle” gelmesiydi. Bir yere gitmek değil, kafasında oluşturduğu/oluşturulan imgeye gitmekti onlar için yolculuk.

O imge gerçekle örtüşmediğinde, algılarının var gücüyle geçmiş seyyahların kurguladığı o hayale tutunmaya çalışmaları, gördükleri değil de bildiklerinden emin olduklarını aramaları hala aklımda. Havaalanında karşılarında modern, kendi dillerini konuşan, neşeli bir genç kız bulmak o imgedeki Doğu’ya uymuyordu elbette!

Doğu’nun Merkezine Seyahat sergisi, “o imgeye seyahat etmeye” istekli “turistlerin” algısındaki prototiplerin nasıl kurulmuş olduğunu gözümüzün önüne seriyor. Reklam afişlerinde, resimlerde belki o zaman bile olmayan bir Doğu hayalinin sunulduğunu görüyoruz.

+20150626_102905

***

Serginin koridorlarında buradan geçmiş yazarlardan alıntılar yer alıyor:

“Ne garip bir kent Konstantinopolis! İhtişam ve sefalet, gözyaşları ve sevinç; başka yerlerdekinden çok daha fazla keyfî davranış, ama aynı zamanda da daha fazla özgürlük var burada”

Fransız yazar Gérard de Nerval (1808-1855) böyle diyor yayıncısına yazdığı mektupta. “Kendisini demiryolunun düz mantığına değil, yolcu arabalarının rastlantısallığına bırakmış kaprisli bir seyyah olarak tanımlar. Rastlantı, Nerval’e göre yaratıcılığın ve mucizenin kapılarını açmaktadır. Kuralların kör edici arenasında hayatta kalma mücadelesi vermektense, rastlantının beşiğinde bir çocuk kadar saf rüyalar görmek onun öncelikli tercihidir.”

***

Orient Express hiç kuşkusuz adıyla, afişleriyle Batılıların imgelerindeki İstanbul olgusunu oluşturan öğelerden biri. Sergide filmin fragmanı sesli olarak dönüyor. Afişler ve diğer görsel içerikle birlikte yolculukla ilgili bilgiler de küçük küçük yer alıyor.
1883’de hafta da iki kez başlamış seferler. 1891’de tren Orient Express adını almış. Başlangıçta Tuna Nehri gemiyle geçiliyor, oradan buharlı bir gemiyle İstanbul’a varılabiliyormuş. Trenin ilk molasız yolculuğu 1889’da yapılmış 67 saat sürmüş. 1977 yılına kadar seferlere devam eden tren, yol üzerindeki ülkelerin mutfağını ve müziklerini de müşterilerine sunuyormuş.

Şirket 1895’de Pera Palas’ı almış. Pera Palas Hotel ile ilgili bilgi ve görsellerin yer aldığı sergide Pera Palasın mütareke döneminde işgal kuvvetlerinin karargahı gibi kullanıldığı bilgisi de bulunuyor: “Mütareke dönemi boyunca bu salonlar adeta işgal kuvvetlerinin karargahına dönüşmüş, Osmanlı Devletinin geleceğine ilişkin pek çok karar bu salonların gizemli ortamında alınmıştı.”
1995’lerde Japonya’dan gelen Pera Palas turist gruplarıyla tur yapmıştım. Özel olarak o oteli seçen, otelin o dönemdeki eskiliğine rağmen severek kalan o insanların hayalleri bana da geçmişti. O güzel cafesinde çay içmek, piyano sesi ve onlarca detay insanın hayalinde durduğu yere göre Doğu ya da Batı imgesinde ne çok şey uyandırıyor.

Sergide sırasıyla Batı’dan gemi ve uçak yolculuklarıyla ilgili görseller de yer alıyor. Doğu’nun Merkezine Seyahat 1850-1950: Pierre de Gigord Koleksiyonu’ndan İstanbul’da Gezginlerin 100 Yılı sergisi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde 17 Ekim’e kadar ücretsiz olarak gezilebilir.

 

This slideshow requires JavaScript.

 

Journey to the Center of the East 1850-1950/ 100 Years of Travelers in İstanbul from Pierre de Gigord Collection

“The exhibition tells the tale of İstanbul-centered travels of curious Westerners, who ventured out to the East from the 18th century onwards to quench their thirst for knowledge and discovery in their respective areas of interest.

Based on the changing profile of travelers of the East in time, it is possible to build a broad spectrum of people extending from missionaries, scientists, and merchants to politicians, adventurers, and artists. A crowded group of professionals including geographers, archaeologists, linguists, architects, botanist, and men of the cloth, traveled across Eastern geography from late 18th until mid-19th century.

After the Crimean War, the expedition-oriented, research language maintained until the 1850s was replaced by a travel-group language that devoured the Eastern culture. By then, the object of travel was no longer the information-gathering and interpreting travelers that scientific institutions sent to the East, but a type of tourist that rapidly pillaged this mysterious geography over images their predecessors created.

Based on materials selected from the vast collection of Pierre de Gigord, one of the leading collectors of Ottoman-era photographs and ephemera in the world, “Journey to the Center of the East 1850-1950” sheds light upon early years of mass tourism that replaced individual journeys of discovery, and the transformation of travel culture.”

 

 

WA ÜLKESİNİN KADINLARI- Heian Dönemine Dair Bir Öykü

 

Bin yıl önce saray kadınlarının oluşturduğu Heian dönemi Japon kadın edebiyatına dair bir öykü. Öykünün özelliği tamamen bilimsel verilerle oluşturulmuş olması. Anlatımı kurgularken yine o dönemin öğelerinden yararlandım. Bu hanımlardan birinin edebiyata kattığı bir türde yazdım.. Fırçaya itaat (zuihitsu). Fırça akar gider yazar ona itaat eder… eserlerinde kullandıkları sözcüklerle metni oluşturdum. Eserlerindeki felsefeden, kıyafetlerine yazılarından örneklere kadar pek çok ayrıntıyı da kullandım… Görsele tıklayarak yazının tamamını okuyabilirsiniz.

Wa ulkesinin kadinlari

A short story on Heian women’s literature, written in Turkish. It has been written in zuihitsu form by using prominent Heian women writers words and expressions. It has been built on Tosa Nikki, Kagero Nikki, Makura no Soshi, Izumi Shikibu Nikki, Murasaki Shikibu, mono no aware etc.  And some translations from these works have been included (classical Japanese).
Esin ESEN, “Wa Ülkesinin Kadınları” Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, S. 39, s. 62-69, 2011.
――――, 「和国の女」Lacivert – 詩・短編小説誌, V. 39, p. 62-69, 2011. (平安女流文学における短編小説) (トルコ語)
――――, “Women of Wa Country” Lacivert – Journal of short stories and poetry, V. 39, p. 62-69, 2011. (A short story on Heian Period Women Literature) (in Turkish)

14. JAPONCA ÖĞRETMENLERİ TOPLANTISI/ 14回トルコ日本語教師会大会

Türk Japon Vakfında 13-14 Haziran 2015 tarihlerinde Japonca Öğretmenleri Toplantısının on dördüncüsü düzenlendi. Bu toplantıyla birlikte çok güzel bir oluşumun ortaya çıktığını, artık daha görünür, daha etkin ve kalıcı çalışmaların yapılabileceğini görüyorum. Yapılan sunumlar mevcut Japonca çalışmalarına yeni açılar getirirken, algıyı, doğal Japoncayı, Japonca öğrencilerinin iş olanaklarını, Japonca öğretimindeki mevcut sorunları ele alarak çok önemli yaklaşımlar sundu.

Toplantıda yabancı konukların yanı sıra, Türkiye’den 60’ın üzerinde Japon ve Türk, Japonca öğretmeni katıldı. Üniversiteler başta olmak üzere, liseler ve Japonca kurslarının da aralarında bulunduğu 30’a yakın kurum temsil edildi. Bu açıdan bugüne kadar yapılan toplantıların en kapsamlısı ve kapsayıcısı olduğunu söylenebilir. Bu da alanda olan yeni yapılanmanın etkisine işaret ediyor.

Aşağıda toplantıda yer alan sunumlardan kısaca bahsedeceğim.

14. Japonca ögretmenler toplantisi

13 HAZİRAN

AÇILIŞ KONUŞMALARI

Toplantı Prof. Dr. Cafer Tayyar Sadıklar, Japonya Ankara Büyükelçiliğinden Sawako Kanai ve Türkiye’nin ilk Japon Dili ve Edebiyatı Profesörü Prof. Dr. Ayşe Nur Tekmen’in sunumlarıyla açıldı. Her üç konuşmanın da ortak noktası Türkiye’deki Japonya ile ilgili çalışmaların kazandığı ivme ve bu toplantının bunu gösterdiği mesajıydı.

Tekmen’in, Türkiye’de Japonca eğitiminin çocukluktan, gençliğe geçmekte olduğunu söylemesi ise en akılda kalan şeylerden biriydi. Gerçekten bir dönemin değişmesine, bir değişime tanıklık ettiğimizi düşündürttü.

TAKIURA MASATO’NUN KONUŞMASI/ 滝浦真人:Konuk konuşmacı olarak Japonya’dan Takiura Masato Hoca (Hōsō Üniversitesi) katıldı. Konuşması son derece ilginçti. Burada konuşmasının beni etkileyen bölümünü aktarmaya çalışacağım: Klasik yaklaşımların ötesine geçerek, Japonca dediğimiz, öğrettiğimiz şeyin aslında 100 yıllık bir geçmişi olduğunu滝浦真人, hyōjungo adı verilen standart Japon dilinin oluşturulup eğitim aracılığıyla yeni nesle aktarılmasıyla yerleştiğini vurguladı. Anlattığı şey özünde bizde de olmak üzere pek çok ülkede benzerlik gösteriyor. Japonya’da 1910 yılına kadar ortak bir dilin olmadığı ve sōrōbun denilen yazı dilinin Japonya’nın farklı yerlerindeki kişiler arasındaki ortak iletişim dili olduğunu belirtti. Bu konu Gülzemin Özrenk Aydın’ın (2010) Japonya ve Türkiye Dil Politikalarını ele aldığı tez çalışmasında detaylarıyla yer alıyor. Günümüzde kullanılan “ohayō gozaimasu” gibi selamlama biçiminin standart dilin eğitimde yer almasıyla birlikte Japoncaya girdiğini, daha öncesinde selamlamanın ünlem, adıyla hitap etme ve bir konu açarak yapıldığını (örn: Hey, Tarō, bugün soğuk değil mi?) söyledi. Bugün hala bu eski selamlama şeklinin nüvelerinin dilde bulunduğunu söyledi. Başlangıçta okul kitaplarında kitapyer alan yeni selamlama şeklinin sadece okul ortamında kullanıldığı, aile içinde tuhaf karşılandığı ancak ikinci nesilden sonra yerleşmeye başladığını anlattı. Tanizaki’nin Sasame Yuki eserinin bunun örnekleriyle dolu olduğunu da ben parantez içinde ekleyeyim.

Bunun dışında nanba-aruki (sol kol, sol ayak) şeklinde yürümenin özünü ve Batı etkisiyle birlikte Batılı askerlerin yürüme şekli olan sol kol, sağ ayak ya da tersinin Japonya’ya girişini aktardığı bölüm aslında kültürün, algının nasıl değiştiğini, geçmişle bağların yittiğini, eskiden var olanların niçin öyle olduğunun unutulduğunu ve pek çok şeyi düşündürttü. Dinlemekten keyif aldığım bir sunum oldu.

 

PANEL:

Panelde Türkiye’de Japonca eğitiminin mevcut durumu ve sorunları ele alındı. Panelistler Türk Telekom Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Japonca öğreten Berna Dağlı Sürmen, Türk-Japon Kadınları Dostluk ve Kültür Derneğinden Yuriko Kanai, Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümünden Ikuko Murakami, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Tolga Özşen’di.

TRT NIHONGO

Panelin hemen ardından Ryoko Asano söz alarak Nisan 2015’den itibaren yayın hayatında geçmiş olan TRT Nihongo yayınlarından bahsetti.

DOSTLUK YEMEĞİ

Kyoshikai 2014Akşam katılımcıların bir kısmının yer aldığı akşam yemeğinde vakfın yakınlarındaki bir sushiciye gittik. Eğlenceli, kahkaha dolu bir akşamdı. Uzun zamandır görmediğim hocalarla görüşmek, yeni meslektaşlarımla tanışmak, sohbet etmek keyifliydi. Aniden çıkan bir yağmur ve soğuğu bizi sohbetlerimiz tamamlanmadan masadan kaldırmış oldu.

 

14 HAZİRAN

SUNUMLAR

Sunumlar iki ayrı salonda paralel olarak yapıldı. Şimdilik kendi dinleyebildiğim sunumları ekliyorum.

Esin ESEN: Ben sabahki ilk sunumlardan birini yaptım. Konuşmamda doğal Japoncanın öğretilmesi gerektiğini vurguladım. Japon dil politikalarına göre Japonca Esin Esen- Kyoshikai 2015öğretimi Japonlara yönelik Kokugo (milli dil) ve yabancılara yönelik Nihongo olarak ikiye ayrılıyor. Kokugo
kitaplarında Japon dilinin en temel özelliği olan okuyucu-dinleyici sorumluluğu dilin bir parçası olarak yer alırken, bunun içinde öznenin genel olarak kullanılmadığı da görülüyor. Yabancılara Japonca öğretmeye yönelik kitaplarda ise Japoncada olmayan bir şekilde öznenin belirtik olduğunu görüyoruz. Sunumumda mevcut müfredatımız içinde buna nasıl çözüm getirebileceğimize dair görüşler ortaya koydum.

Gonca Varoğlu

Gonca VAROĞLU: Sabah ilk sunumlardan bir diğeri vakfın ikinci salonda yapıldı. Doktora tezini de bu konuda sürdüren Varoğlu Japonca deyimlerinin öğretilmesini, bilişsel açıdan yola çıkarak aktardı.

 

Tolga Özşen

 

Tolga ÖZŞEN: Konuşmasında öğrencilerinin deneyimlerinden yola çıkarak farklı kültürler arasındaki görünmez duvarın nasıl aşılacağından bahsetti. Özşen’in bilimsel çalışmalarını Japon kırsalında sürdürmüş olması, konuyu bizzat gözlemlemiş olması da konuyu ele alış şekline katkı sağladı. Keyifli bir konuşmaydı.

Taiki YoshimuraTaiki YOSHIMURA: –masu biçiminin Türkçe ve Japoncadaki farklılıklarının ele alındığı konuşma, diğer tüm konuşmaları destekleyen bir içeriğe sahipti. Japonca ve Türkçe arasında benzerliklerin farklılıkların eğitimde nasıl kullanılabileceğine de işaret etmesi önemliydi.

 

Nagehan AvdanNagehan AVDAN: Japonca işaret sözcüklerini bilişsel açıdan ele alan konuşması, Türk-Japon algısındaki benzer g
örünen ama farklı olan yerlere işaret etmesi açısından önemli bir bakış açısı getirdi.

 

Kenji Kawamoto

 

Kenji KAWAMOTO: Japonca eğitimde kültürler arası anlayış üzerinde duran bu çalışma tüm
diğer çalışmalarla bütünlük içinde, kültür ve algıyı ele alıyordu.

 

 
Ayşe Nur TekmenAyşe Nur TEKMEN: Çok ilginç bir konuşmaydı. Algı-biliş üzerinden Japonca yeni bir açıdan bakarak, mevcut çalışmaların eksikliğini tek taraflı Batı dilleri odağında oluşturulmuş olduğunu da ortaya koyan bir sunumdu. Bir anlamda “kral çıplak” dedi. Batı bakış açısından bağımsız Türkçe ve Japonca gibi algısal olarak da farklı diller üzerinden yapılan çalışmaların ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha hissettim.

 

Levent TOKSÖZ: Japoncaya yabancı dilden girmişLevent TOKSÖZ sözcükler ve yarattığı intibaa üzerine 120   kişiyle yaptığı istatistik çalışmasını aktaran bir konuşma yaptı.

Tomoyuki ISHIYAMATomoyuki ISHIYAMA: Japonca öğrenen Türk öğrencilerin sesli hecelerin sessizleştirilmesi algısı üzerinde duran çalışma çok ilginçti. Sesin dijital olarak analiziyle öğrencinin ne yaptığının, nasıl telaffuz ettiğinin tespit edilmesi, aldığım linguistic dersinin biraz geçmişte kaldığını hissettirdi.
Aydın ÖzbekAydın ÖZBEK: Türkçe ve Japonca’da bulunan morfolojik olarak edilgen ancak anlamsal olarak edilgenlik bildirmeyen ifadeler karşılaştırılarak incelendi. Dili sadece dilbilgisi üzerinden değil, algı ve anlam yönünden de inceleyip, dil öğrenenlere bu noktaları da öğretmenin modern dil eğitiminde kaçınılmaz bir gerçek olduğu bu örnekler üzerinden belirtildi.

WORKSHOP: Salondaki oturma düzeninin değiştirilerek katılımcıların gruplar halinde oturduğu workshopu konuk konuşmacı Takiura Masato hoca yaptı.

BİTERKEN: Dolu dolu iki günün sonunda Türkiye’deki Japonca eğitiminin geleceği biraz daha şekillendi. Bu çalışma bizlere, güzel bir oluşumun artık kurulmakta olduğu, daha bilimsel, görünür, evrensel çalışmaların yapılacağını, Türkiye’den Japonca eğitimcilerin de dünyada Japonya eğitimine farklı açılar getirip, katkı sağlayacaklarını da göstermiş oldu.

BİR TAŞIM KEYİF

Bahar geldi… hatta yaz kendisini hissettiriyor. Aya Sofya’nın önündeki lalelerden halıya göz attık ardından Topkapı’da çay ve sohbet molası… Başımızın üzerinden leylekler geçip gitti… Sergiye yöneldik. Topkapı Sarayı her zamanki gibi kalabalık. Okul gezileri de eklenmiş. İçeri girip de serginin olduğu bölüme yürümeye başladığımızda kalabalık silindi. Sarayın taşlarına bakmayı seviyorum. Geçmişte kim bilir hangi binada kullanılmış mermer parçaları yer döşemelerinde, duvarlarda…

Bir Taşım KeyifSergide fotoğraf çekilemiyor. Benim gözlerimden anlatacağım. İlk adımda insanı kocaman bir Çin porselen kasesi karşılıyor. Birbirimize soruyoruz bu kadar büyük fincanlar mı kullanıyorlarmış? Gravürler öyle olduğunu gösteriyor… Asıl yapılış amacı kahve içmek olmayan bu fincanların İpek Yolunu aşıp gelerek kahveyle buluşması, birbirine geçişen kültürlerin yansıması gibi. Sırf bu algıdan bile bir roman çıkar.

Habeşistanlı bir çobanın keçileri delirttiğini görüp keşfettiği bu bitki nasıl olmuş da bu kadar sevilmiş? Osmanlı kültüründe sarayda ya da duvardaki yazılarda vurgulandığı gibi “fakir” halk arasındaki yeri neymiş? Kahve nasıl kavrulur, nasıl çekilir, nasıl sunulurmuş?

Minyatürler, gravürler ve Avrupalı ressamların resimlerinde kahve duvarlar boyunca sürüyor. İstanbul gravürleri denince en çok aşina olduklarımın, Melling’in “Voyage pittoresque de Constantinople et des rives du Bosphore”  eserinden olduğunu öğreniyorum. Kahvehane kültürünü de bu gravürlerden birinde görüyoruz. Bu isimle görsellerde aratırsanız çok ilginç pek çok gravürüne ulaşabilirsiniz. Levni’nin kıyafetler adlı eserinde saray hizmetçisinin taşıdığı kahveyi görüyoruz. Benim çok sevdiğim kahve içen kadın resmi anonim olarak geçiyor. Thomas Allom’un eserleri de sergide yer alıyor. Hoca Ali Rıza Beyle (1858-1930) bu sergide tanıştım. Bir oda dolusu karakalem çalışma.
kahve2           Her bir ayrıntıyı tek tek inceleyerek keyifle gezdik. İnsanda pek çok soru doğuyor. Kahve Türk kültürüne girmeden önce ne içiliyordu? Çay gerçekten söyledikleri gibi geçen yüzyılda mı kültürümüze girdi? Avrupa’da nasıl oldu da kahve kültürü daha farklı gelişti?

Sergide benim için en çok merak uyandıransa Kayseri Zamantı Irmağı kıyısında 18.-20. yüzyıllarda mezar taşları üzerine oyulmuş kahve kültürünü de yansıtan kabartmalar oldu. Açıklamada Türkmenlerin mezarları olduğu yazıyordu. Orada sergilenen lahtin üzerindeki kabar
tmalar 1000-1500 yıl önce bu coğrafyada yapılan lahitleri andırıyordu. Bu konuda Aslı Sağıroğlu Arslan bilimsel araştırmalar yapıyormuş.

Sergide 685 eser sergileniyormuş. Küratör Ersu Pekin. Biliyorsunuz Türk Kahvesi Dünya Kültür Mirası listesinde. Buna yaraşır bir sergi olmuş.
Kültürün denizin gidip gelen dalgaları gibi topraklar arasında gidip gelerek etkileştiğine inanıyorum. Kahve sergisi gözümdeki bu imgeyi biraz daha canlandırdı. Düşünsenize fincanı Çinden, kahvesi Yemen’den :))  geliyor. Sonra sohbette, günlük yaşamda yerini buluyor.

Bir Taşım Keyif-Türk Kahvesinin 500 Yıllık Öyküsü Sergisi 21 Şubat-15 Haziran 2015 tarihleri arasında, Topkapı Sarayı Müzesi Has Ahırlar’da.
“A Moment of Pleasure, 500 Years of Turkish Coffee” exhibition at Topkapı Palace Museum / 21th February-15th June 2015
Türkçesi: http://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/turk-kahvesinin-500-yillik-oykusu-sergisi-168504.html
For English: http://www.trt.net.tr/english/culture-arts/2015/02/18/500-year-adventure-of-turkish-coffee-at-topkapı-palace-167509

melling

 

BAVULLAR DOLUSU ZAMAN!

Zaman biriktirilebilir mi? Geçmişte çizilmiş bir resim, nasıl oluyor da insana zamanın akışında kendini algılatıyor!  Kedilere, bahara bakıp yürüyordum. Bir kediden bir bahar dalına geçiş anında gözüme bir afiş ilişti. Afişte gördüğüm bavulu birkaç adım attıktan sonra algıladım. Döndüm, sergi o gün açılıyormuş. “Bavullardan Kataloglara: Boğaziçi Arşivleri’ne Doğru”. Baharı, kedileri bir kenara bıraktım, ‘Saatli Bina’nın loşluğuna daldım. Geçmişi dolaşmaya başladım. Boğaziçi Üniversitesinin 150 yıllık arşivleri…

bavul

Aşağıdaki videoda sergiyi detaylarıyla siz de dolaşabilirsiniz. Boğaziçi Üniversitesinin sayfasında ise serginin içeriğiyle ilgili bilgiler var. Daha da merak ederseniz kitabı da satışta.

ERTUĞRUL FIRKATEYNİ SERGİSİ

Bazı sergiler var. İnsana gördüklerinin ötesinde hissettirdikleriyle var olur. İstanbul Deniz Müzesindeki Ertuğrul sergisi de öyle bir sergi işte. 100 yıl okyanus altında duran geçmiş, bugüne geliyor. İnsan düşünmeden edemiyor, o seramik bugüne nasıl ulaştı. Peki o şişe kırılmadan nasıl kaldı. Geminin çivileri, kıyafet düğmeleri… Bir kazan. Hepsinin hafızası varmış ve onlara bakan kişi izin verse gözlerinin önüne serilecekmiş gibi. Hüzünlü, etkileyici mutlaka görülmesi gereken bir sergi.

+DSCN8707-horz

Haber Türk’ün haberinden alıntılıyorum:” Bodrum Sualtı Arkeoloji Enstitüsü Başkanı olan Tufan Turanlı 2004’te batığın çıkarılmasını hedefleyen bir projeyle Japonya’ya gidene kadar… Ertuğrul’un ne halde olduğunu gösteren ilk fotoğrafları çeken Turanlı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, firkateynin çıkarılması için takip eden yıllarda büyük çaba harcadı. Yıllık 400 bin dolar maliyetli projede yarı Türk, yarı Japon 20 uzmandan oluşan bir ekip çalıştı. Sonunda bir hayal gerçek oldu. Ertuğrul Firkateyninin Japonya seyrinin 125’inci ve Türk-Japon diplomatik ilişkilerinin 90’ıncı yıldönümü etkinlikleri kapsamında; geçen perşembe İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı’nda mutlaka görülmesi gereken bir sergi açıldı. Sergide, Tufan Turanlı ve ekibi tarafından batıktan çıkarılan 535 parça ile gemiye ait çeşitli fotoğraf, tablo, maket ve dönemin Türk deniz subaylarının üniformaları bulunuyor.”